2012 GÜZEL GEÇSİN, AMA?
Korkanlar, cesaret sahibi olmayanlar 2012 başta olmak üzere, gelişen, büyüyen Türkiye?nin ekonomik güzelliğinden nasiplerini alamayabilirler. Ancak cesaretli olanlar, doğru kararları verebilenler, hesaplarını iyi yapabilenler, oluşabilecek her türlü riske karşı hazırlıklı olanlar kazanacaklar, kendilerini ve firmalarını geliştireceklerdir. Tabii cesaretten söz ederken cahil cesareti değil, bilinçli cesaret anlaşılmalıdır. Bu cümleyi yazarken, 50 yıl öncesinden başlayıp, günümüze kadar gelen süreci hatırlamaya çalıştım ve sizlerle paylaşmak istedim.
1961 yılında babamın yanında çalışmaya başlarken, 27 Mayıs ihtilali, sonrasında 21 Mayıs, 22 Şubat karşı ihtilal girişimleri, Yassıada Mahkemeleri ve idamları, yeniden demokrasiye dönüş için siyasi partilerin kurulması, yapılan genel seçimlerde koalisyon ile tanışırken ve planlı kalkınma dönemi sürecinin başlaması ile birlikte, "Biz plan değil, pilav istiyoruz" replikleri ile meşgul iken Türkiye, biz ??İşimizi ve istihdamımızı nasıl geliştiririz??? düşüncesinin etrafında yoğunlaşmıştık.
1965 genel seçimleri ile Türkiye tek parti iktidarına sevindi. Ama çok geçmeden Türkiye?nin gündemine meşhur 68 kuşağı olarak hatırladığımız gençlik hareketleri ve ardından 12 Mart geldi. Bu süreçte ??Biz işimizi nasıl geliştiririz???düşüncesi etrafında yoğunluğumuz devam ediyordu.
Ve şirketimizin küçük işletme kategorisinden orta boy işletme kategorisine geçişimizin sembolü olarak kabul ettiğimiz ilk toplu iş sözleşmesinin 1966 yılında imzalanması ile birlikte artan moralimizle düşünmeye başladık. İşimizi nasıl geliştiririz?
12 Mart'ı, ara dönemler, koalisyonlar, Kıbrıs Barış Harekatı, ambargo, enflasyonlar, devalüasyonlar, hükümet krizleri, cumhurbaşkanlığı seçimi krizleri, petrol krizi ve anarşi belası takip ederken, 1978 yılında hükümetimiz madenleri devletleştirme kararı aldı ve uygulamaya geçti. Biz ise, ??İşimizi nasıl geliştiririz??? çabalarımıza devam ediyorduk.
Avrupa Birliği?nin, Yunanistan ile birlikte bizi birliğe alma kararlarını Türkiye olarak geri çevirirken, "Onlar ortak, biz pazar olamayız" diye sevindirilmiştik ulus olarak.
Biz ise, ??İşimizi nasıl geliştiririz??? çabalarımıza devam ediyorduk.
Devletleştirme kapsamında olan ve devletleştirme çalışmaları yapılan madenimizin geleceğini masaya yatırdığımızda gördük ki, devlete geçen madenlerin işletilmemesi sebebiyle boşluk oluşmuş. Talep var, arz yok, millet kömür derdinde. Devletleştirme komisyonu madende çalışırken, yatırım kararı aldık. Kararı alırken de, " Bu işin itirazı var, mahkemesi var, temyizi var, belki kazanırız. Kazanamasak da nasıl olsa devlete gidecek" düşüncemiz egemen oldu. Komisyon çalışmalarını bitirdi, devletleştirilme kararı bize tebliğ edildi, ama biz hala ??İşimizi nasıl geliştiririz??? düşüncelerimizle meşgul idik.
Zirve yapmış anarşi, ülkemizi tehdit ederken, bir de 12 Eylül ile karşılaştı Türkiye. Devamında demokrasiye dönüş çalışmaları, bu çalışmalar esnasında, bugün bile utanarak, insanlık ayıbı olarak hatırladığımız olayları yaşayarak geldik 1983 yılına. Ve Türk seçmeni "tek parti" derken, yeni bir çığır başlattı Türkiye. Ekonomik ve sosyal devrimler ile tanıştı. Özelleştirme ile tanıştı. Türkiye büyümeye başladı derken, bölücü terör ve terörist ile tanıştı Türkiye.
Yetmedi, doksanlı yılların başında Körfez Savaşı belasının içinde bulduk kendimizi. Ve gene doksanlı yıllarda koalisyon geri geldi, enflasyonlar, devalüasyonlar boy göstermeye başladı. Rusya krizi, Uzak Doğu krizi de tuz biber oldu. 28 Şubat şokunu yaşarken, 1999 Marmara depremi ile sarsıldı Türkiye. Ekonomisi bozuldu, problemler tavan yaptı. Biz ise, ??İşimizi nasıl geliştiririz??? çabalarımıza devam ediyorduk.
2000 yılı, ekonomik ve siyasal sorunların zirve yaptığı yıl olurken, 2001 yılında lastik patladı. Türk ekonomisi yolda kaldı, ekonomik krizin esiri oldu. İthal bir ekonomist ile lastiği tamir etmeye çalıştı, Türkiye. Ama ne çare, kriz Türkiye?yi onlarca yıl geriye götürdü. Siyasal iktidar erken seçim kararı aldı, koalisyon ortakları meclis dışında kaldı. Yeni bir siyasi oluşum ile kaldığı yerden yola koyuldu Türkiye. Biz ise, ??İşimizi nasıl geliştiririz??? çabalarımıza devam ediyorduk.
İşte, buraya kadar minik bir bölümünü özetleyebildiğim ülke ekonomisinde onlarca defa damdan düştüğümüz için, kriz miriz lafları, ekonomik durgunluk, yaprak kımıldamıyor, önümüzü göremiyoruz söylemleri bize vız gelir. Her damdan düştüğümüzde yerde kalmamayı becerebilenleri takdirle karşılıyorum. Damdan her düşüşümüz bizden, bizim beceriksizliğimizden kaynaklanan bir durum olmadığı, ülke ekonomisinin genel şartlarının ortaya koyduğu olumsuzluklardan kaynaklandığı için yaşadığımız süreç, ekonominin genel şartları içinde her zaman karşılaşabileceğimiz bir durumdu. Bize düşen, bu süreçten yara almadan çıkmaktır" düşüncesinde olduk ve başardık. Herkese tavsiye ederim, genel şartlardan oluşan olumsuzluklar, iş insanlarımızı fren yapma mazeretine sığınmalarına gerekçe olmamalıdır. Kendisine ve ekibine güvenen, hep başarmayı hayal edip, başarmak için var güçleri ile çalışan iş insanlarının önünde hiç bir engel duramaz. Bu nedenle iş insanları, korkmak, bıkmak, yılmak, umutsuzluk, çaresizlik vb. gibi olumsuzlukları yüreklerinde ve ruhlarında yer vermemeleri gerekir ki, başarıları alkışlansın, örnek alınsın.
Ve geldik 2002-2011 yıllarını kapsayan son on yıla. 2002, 2007, 2011 yıllarında genel seçimler yapıldı. Seçmen, ??Koalisyon olmayacak, tek parti olacak?? dedi ve Türkiye, kendisini yüceltecek yeni bir sürecin içine girdi. Döviz, faiz, enflasyon, troykasi kontrol altına alındı. Sosyal politikalar uygulanmaya başlandı. Bölünmüş yol, hızlı tren, 41 ilimizde havaalanı, özelleştirme, demokrasinin gelişmesi için alınan kararlar, devlete zarar veren unsurların bertaraf edilmesi çalışmaları, uluslararası ilişkilerimizde artan itibar, büyüyen, gelişen Türkiye. Ama, devlet içinde devlet yönetenlerin gücü kendini göstermeye devam etti. Kapatma davası, Cumhurbaşkanlığı seçimi engellemesi vb. konuların aşılması için boşuna zaman harcadı Türkiye. Sayamadığımız kadar çok hizmetler ortada. 40 yıl boyunca çektiğimiz eza cefadan sonra yaşadığımız son on yıl, büyük ve doğru hayaller kurabilen bizim kuşağımız için bile hayal edemeyeceğimiz büyüklükte ve iyilikte yaşadık son on yılı.
40 yıl sorun yaşamış olan bizim kuşak, bugünler için olumsuzlukları nasıl düşünebilir?
2008-2009 korku tünelini hatırlayalım. Olduk, bittik mahvolduk teraneleri ile korkutuldu Türkiye. Frene basması özendirildi ve frene bastı. Sayın Başbakan "Kriz teğet geçecek" dediğinde, aynı odakların hedef tahtası oldu. Sonunda ne oldu? Onun dediği oldu ve korkulan olmadı ama büyüme durdu, devlet kapısı dışında kalan çalışanlar, mikro işletmeler, küçük işletmeler zarar gördü, frene basılmasının etkisi ile vergi gelirleri azaldı, dolaylı olarak tüm insanlarımız zarar gördü. Bakıldı ki, olumsuz bir şey olmuyor-olmayacak, çarklar yeniden dönmeye başladı.
2012?yi beklerken, 2008 senaryolarını yazan aynı çevreler gene felaket tellallığına başladılar. Bakıyorum, kim bunlar? Hepsinin tuzu kuru, hepsi unvan sahibi ama hiç birisinin iş tecrübesi yok. Ticaret ile aktif olarak ilgileri sadece evlerinin ihtiyacı için çarşı-pazar tecrübesi. Hayatlarında bir simit bile satmamışlar ki, ticareti bilsinler. Hayatlarında hiç eleman çalıştırmamışlar ki, istihdam yaratmanın zorlukları nedir bilsinler. İşte bu çevreler ahkam kesiyor ve 2012 de tekrar frene basılmasının gerekli olduğuna inandırmaya çalışıyorlar. Ben ve benim gibi düşünenler bu senaryolara itibar etmiyoruz, bu senaryoları yazanların kim olduklarına bakıyoruz ve içlerinden bir tane olsun "damdan düşen" görmüyoruz. İşimize bakıyoruz, ama sadece bizim bu olumsuz söylemlere itibar etmemiş olmamız, işime gücümüze devam etmemiz, hepimizi kurtarmaz. Top yekun tüm iş alemi bu senaryolara itibar etmemeli ve 2012 bereketinden yararlanmayı hayal ederek, bu hayallerinin peşinden koşmalıdır.
Tek başına kentsel dönüşüm dahi Türkiye'ye çağ atlatacak sonuçlar getirecektir. Düşünebiliyor musunuz, milyonlarca çürük bina yerine milyonlarca sağlam bina yapılırken, hem insanlarımız layık oldukları sağlam, estetik, konfor, çevreci binalarda oturacaklar, hem de müthiş bir ekonomik canlılık yaratılarak, ülkemizin büyümesi taçlandırılacaktır. Anlatmaya çalıştığım zorlu geçen kırk yıl boyunca, karşılaştığımız zorlukların geçmesini bekleyip, selamete erdikten sonra iş yapma mantığı benimsemiş olsaydık, bugünleri görmemiz mümkün olmazdı.
Haydi iş dünyası, göster kendini! Bilinçli çalışmalarınla hem sen kazanacaksın hem de ülkemize kazandıracaksın.
Nafi Güral
KUTSO Yönetim Kurulu Başkanı