MESLEKİ AÇIK ÖĞRETİM LİSESİ (MAOL)

​Mesleki Eğitim Merkezi, 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’na göre düzenlenmiş okullar olarak kabul ediliyor. İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı Mesleki Eğitim Merkezi tarafından yönetiliyor.

​MAOL, 12 yıllık mecburi eğitim sürecinin son 4 yıldaki eğitimini kapsıyor. Mezun olanlar, teknik endüstri meslek lisesi mezunu, ustalık belgesi sahibi, mesleki yeterlilik belgesinin tamamının sahibi olarak kabul ediliyorlar.

Okula kimler kayıt yaptırabilir?

⁃ Ortaokul mezunu olanlar,
⁃ Ortaokula başladıktan sonraki herhangi bir aşamada, 58.Madde gereğince okulla ilişkisi kesilen kişiler, (devamsızlık vb. gibi)
⁃ Ortaokulu bitirdikten sonra, herhangi bir okula devam edip, sonrasında okuldan ayrılmış veya mezun olmuşsa, o statüdeki kişiler de kayıt yaptırabiliyor.

Okulda, 141 dal ve 27 alanda Mesleki Eğitim Genel müdürlüğü yönetmeliklerine göre modüler eğitim veriliyor.

Öğrenciler, 4 yıllık eğitim sürecinin, ilk yılındaki 9. sınıfta, haftada 1 gün genel bilgiler (matematik, Türkçe, sosyal bilgiler gibi) eğitimi alıyor, diğer günler ise iş yerinde çalışarak meslek öğreniyorlar.

10, 11 ve 12. sınıflarda ise,
⁃ 1 gün okulda mesleği ile teorik eğitim,
⁃ 5 gün işyerlerinde uygulamalı eğitim şeklinde meslek öğreniyorlar.

⁃ 11. sınıfı bitirdiğinde kalfalık belgesi hak sahibi oluyorlar,
⁃ 12. sınıftan mezun olduğunda, Teknik Endüstri Meslek Lisesi mezunu, ustalık belgesi ve mesleki yeterlilik belgesi hak sahibi oluyorlar.

Hali hazırda cari sistemde 9 senede kalfalık ve ustalık belgesi alabilenler, bu sistemle, 4 yılda kalfalık ve ustalık belgesi almış oluyor. Aynı zamanda, teknik endüstri meslek lisesi mezunu olarak mezun oldukları için, bu okullardan mezun olanların haklarına sahip oluyorlar.

Bazı sektörler için yoğunlaştırılmış eğitim yapılmasına ihtiyaç duyulması halinde, İl Milli Eğitim Müdürlüklerinden onay alınarak, farklı sürelerde teorik ve uygulamalı eğitim yapmak mümkün oluyor.

Bu konulardaki devlet desteklerine bakacak olursak;

Öğrenci, devlet yurtlarında yatılı kalmak isterse, devlet tarafından 450 TL. destek veriliyor.

Öğrencilere, asgari ücretin yüzde otuzundan az olmamak üzere, çalıştıkları işyeri tarafından maaş veriliyor.

⁃ MAOL öğrencileri aynı iş yerinde 20 kişiden az ise, asgari ücretin yüzde otuzu nispetinde 435TL. iş yeri tarafından öğrenciye ödeniyor. Aynı zamanda devlet, işverene 290 TL. ödeme yapıyor.

⁃ MAOL öğrencilerinin, aynı iş yerindeki sayısı 20 kişinin üzerinde ise öğrenciye ödenen miktar değişmiyor, devlet işverene 145 TL. ödeme yapıyor.

⁃ Aynı zamanda MAOL öğrencilerine, çalıştıkları iş yerinde asgari 435 TL. den fazlasının ödenmesi, işverenin takdirine kalmış oranda ücret ödeniyor.

⁃ Öğrencilerin SGK primleri, iş kazası ve sağlık sigortaları da devlet tarafından karşılanıyor.

Bu mevzuatın hazırlanmasında, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Mesleki Eğitim Kurulu üyesi sıfatıyla katkı sağlayan ve Simav ilçemizde uygulamasını başlatan Simav Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Şeref Kazcıoğlu’nun, mevzuata hâkim olarak, gerekli bilgi desteklerini il çapında veriyor olması, ilimizde MAOL uygulamalarının başarı ile sonuçlanmasında önemli bir katkı olacaktır.

Hesap Yapma Kültürü Ve İş Hayatında Başarı

Bu yazıda, mikro işletme seviyesinde başladığım iş hayatımın bana öğrettiği önemli prensiplerden birisini, bugün daha da geliştirerek uyguladığım “hesap yapma mantığı” konusunu paylaşmak istiyorum.
Mikro düzeyde bir işletmede başlayıp, elimde çanta, dolmuş, otobüs kullanarak kapı kapı dolaşıp satış ve tahsilat yaptığım, sonra sırasıyla küçük, orta ve büyük işletme aşamalarının hepsinde kazandığım tecrübelerin paylaşılması olarak algılanmasını arzu ettiğim yazımın bu gözle değerlendirilmesi halinde ilimizdeki iş insanlarımıza daha faydalı olabileceğini düşünüyorum.
Sadece iş hayatında değil, yaşamımızın her aşamasında uymamız gereken birinci şart, hesabını bilmek, hesap yapmak ve yapılan doğru hesap doğrultusunda hareket etmektir. Bu konuda onlarca örnek üretebilir ve prensiplerini oluşturabiliriz. Mikro işletme dönemimden başlayarak günümüze kadar uygulamakta olduğum hesap mantığımın basite indirgenmiş bir örneğini paylaşmak istiyorum.
“Denge tablosu” adını verdiğim, her ayın ortalarında, bir önceki ayın performansının değerlendirmesi olarak yaptığım çalışmadan sonuçlar çıkarırım. Çok basit bilanço mantığı benzeri çalışmayla, “sadece iş içinde dönen değerleri” baz alarak; aktif tarafında kasa, banka, alacaklar, çek mevcudu, stoklar vb. işte dönen varlıklar (ki buraya işimizde kullandığımız otomobil, gayrimenkul vb. değerleri yazmam, çünkü bunlar işin yapılması için gereklidir, elden çıkaramayız, çıkarsak işimizi çeviremeyiz) ve pasif tarafında ise borç niteliğindeki tüm rakamları yazarım. Aktif ve pasifi toplarım, aradaki farkı bir önceki ay farkı ile karşılaştırırım, çıkan sonuç ilgili ayın yaklaşık performansını gösterir. Bu çalışmaları da yasa gereği yapılan üçer aylık ara bilançolar ile sağlamasını yaparım.
Performansların toplandığı süreçlerde, işimin içinden dışarıya işimle ilgili veya iş dışında edinmek istediğim varlık alımı için kaynak aktarıp aktaramayacağıma bakarım. Duruma göre karar veririm. Böylece para ile ölçülebilen tüm süreçlerin kontrolüm altında olmasının neticesi olarak finans yönetiminde sağlıklı kararlar verildiği için sıkıntı yaşanması söz konusu olmaz.
İşletmeler hesap yapma mantığı ile yönetilirse ve elbette ki ekonominin kurallarına uyarlarsa, finansal bir sorun yaşanmayacağı kanaatindeyim. Mikro ve küçük işletmelerin gelişmesindeki engellerin başında, hesap mantığına sahip olunmaması kadar, işletmenin büyüklüğüne uygun ölçüde finansman bilgilerinin olmamasının da yattığını kabul etmemiz lazım. Bu noktada özellikle kredi konusunu değerlendirmekte yarar var. Kredi doğru kullanılırsa işletmeyi geliştirir, yanlış kullanılırsa zora sokar. Basit bir yakıştırma yapayım; yeşil taze biber yararlıdır, az acısı lezzete lezzet katar, çok acısı az miktarda tüketilebilir ama miktarı fazla olursa zarar verir. Kredinin acısı da fazla kullanılırsa zarar verir.
Genel kabul görmüş anlayışa göre;
➢ Kredi, yatırım için orta veya uzun vadeli olarak kullanılır.
➢ İşletme sermayesi olarak sürekli kısa vadeli kredi kullanılmaz. Ancak ödeme/tahsilat dengesinin kısa süreli olarak dengelenmesi gereken durumlarda kısa vadeli krediye başvurulabilir.
Bankalar birer ticari işletme olarak vadeli para ve hizmet satıyor, sattığı paranın vadesinde geri ödenmesini istemelerinin doğal hakları olduğunu kabul etmemiz gerekir. Biz iş insanları olarak, malımızı satın almak isteyen ancak ödeme gücü düşük/riskli müşterilere nasıl mesafeli yaklaşıyor ve ancak çok iyi fiyat karşılığında risk alarak mal vermeyi göze alıyorsak, bankalar da aynı felsefe ile kredi veriyorlar. Bankaların peşinde koştuğu müşteriler, müşterilerin peşinde koştuğu bankalar olduğunu görüyoruz.
Bu konularda yaptığım araştırmaları ve yorumlarımı da burada paylaşmak istiyorum.
Kütahya’daki banka şubeleri, mikro ve küçük ölçekli işletmeler için; büyüklüklerine, banka ile çalışma geçmişlerine, mali durumlarına, kredi limitine ve vadesine göre % 18’lerden bile fazla kredi faizi uygulandığı işitilmektedir. Bankaların yüksek faizli ve nazlı kredi vermelerinin gerekçelerini araştırdığımızda, karşımıza çıkan tabloyu iyi okumak lazımdır. Bu konuda banka yöneticilerinin bilgilerine başvurduğumda edindiğim bilgi ve izlenimleri kısaca not etmek istiyorum.
1) Bilanço ve gelir tablosundaki yetersizlikler:
– Bilançoların gerçeği yansıtmadığı, makyajlandığı yönünde algıları olduğunu düşünüyorum.
2) Finansman yönetimi bilgi ve uygulamalarının zayıflığı:
– İşletmelerin işi ile uyumlu finansman bilgisine sahip olmaması,
– Genel olarak teşvikler ve hibelerden (KOSGEB, TKDK ve Zafer Kalkınma Ajansı) yararlanmayı düşünmemek,
– Banka kredilerinin maliyetinin işine yükleyeceği yükü hesaplayamamak.
3) Öz kaynak yetersizliği, öz kaynak-dış kaynak dengesinin sağlıklı biçimde dengelenememesi,
4) Girişimci ruh ve bilgi eksikliği, içinde bulunduğu ortamlarda bilgili ve başarılı iş insanlarının azlığı, durağan olanların çokluğu,
5) Doğru yatırım kararı alamamak,
6) Kendi mali durumlarını gerçek anlamda bilememek:
7) Uzun vadeli düşünmek yerine, ‘günü kurtarma’ veya ‘anlık yaşama’ diyebileceğimiz bir yaklaşımın tercih edilmesi,
8) Bankanın parasını kendi parası zannetmesi,
9) Özel yaşantılara yapılan harcamaların gücünden yüksek olması,
10) Kredi vadesinde kapatılamazsa, yapılandırmaya gidilerek kredibilitenin düşmesine ve dolayısıyla kredi notunun yani Kredi Kayıt Bürosu (KKB) notunun düşük çıkmasına neden oluyor. Bu durum, firmaların kredi kullanmalarını zorlaştırdığı için maalesef hoş olmayan sonuçlara katlanmak zorunluluğu oluşuyor.
11) Kredi ödeme planı:
– Kredinin hangi şartlarla ve hangi vadelerle ödenebileceğinin hesabı yapılamıyor,
12) Hatır çekleri:
– Bazı firmaların karşılıklı hatır çekleri kullandığı veya hatır çekleriyle çapraz kredi kullanımı yaptığı görülüyor. Bu zincirleme süreç içinde hatır çeki kullanan işletmenin ödeme güçlüğü yaşaması durumunda hatır çekini verenleri de olumsuz etkilediği görülüyor.
13) Olumsuz söylentiler ve dedikodular:
– Bir işletme sahibinin, başka bir işletme (rakip veya değil) sahibi hakkında veya sade vatandaşın yaydığı dedikodu ya da yakıştırmalar zarar veriyor olabilir, ama bunları önemsemeyin, yok farz edin, ciddiye aldıkça dozunu artırırlar. İşinize baksın, başarılarınız ile cevap vermiş olmanız kadar güzel başka cevap modeli yoktur.
14) Son olarak en riskli uygulama, borcu borçla ödeme düşüncesi veya mecburiyetidir. Borcu borçla ödemek, felaketi erteleme ve borcu büyütmekten başla hiçbir işe yaramaz. Kesinlikle borcu borçla ödememek lazımdır.
Hesap yapma kültürünün geliştirilmesi, iş hayatında kurallara uyulması, daha dikkatli adımlar atılması, bankalarla olan ilişkilerin sağlıklı olarak yürütülmesi ile işletmelerin sınıf atlamasının mümkün olduğunu, yaşayarak öğrendim. Unutmayalım ki, hem ilimizin, hem de ülkemizin ekonomik olarak gelişmesi, özlenen yaşam standardının elde edilmesi mümkün olacaktır.

Nafi GÜRAL
Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası (KUTSO)
Yönetim Kurulu Başkanı

HOŞ GELDİN 2018

Baş döndürücü bir tempo içinde yaşadığımız 2017 yılını geride bırakıp, umutlarla karşıladığımız 2018 yılına merhaba derken, nasıl bir 2018 yaşayacağımızı bugünden bilemiyoruz. Ancak, nerdeyse bazı önemli  batı ülkelerinin engellemelerine rağmen, 2017 yılında nasıl güçlü kaldığımızı, yüzde altı civarında büyüme sağladığımızı hatırlarsak, aynı güçlü Türkiye’nin 2018 yılında da aynı batı ülkelerinin artarak devam edecek engellemelerine rağmen, büyümeye devam edeceğini düşünüyorum.

Kasım ayı içinde dinlediğim, devletin yapısını ve işleyişini çok iyi bilen bir dostumuzun; “Türkiye, son yılların en güçlü dönemini yaşıyor, güçlü olmasaydı, batı ülkelerinin hem siyasi, hem ekonomik, hem de psikolojik  yaptırımları karşısında ezilirdi. Ezilmek bir yana, dimdik ayakta kaldı ve tüm dünyanın inanamadığı oranda büyüdü.” sözlerini çok önemsiyorum.

Peki, nasıl oldu? Elbette, ülkemizin bütün dinamiklerinin, görevlerini başarı ile yapmaları sayesinde oldu. Konunun siyasi ve toplumsal dinamiklerini uzmanlarına bırakıp, bizi ilgilendiren ekonomik yönüne baktığımızda, ortaya çıkan tüm zorluklara rağmen, hem kamu, hem de özel sektör yatırımlarının aksamadan devam ettiğini görürüz. Özellikle KOBİ kategorisindeki işletmelere sağlanan sıfır faizli KOSGEB kredileri, makul faizli nefes kredileri ile KGF destekli krediler, KOBİ’lere önemli bir destek sağladığı için, KOBİ’ler, Türkiye’nin büyümesinde önemli bir görevi, başarı ile sürdürmektedir.

2018 yılında neler olabilir? Sorusuna karşılık, şirket olarak bizim bulduğumuz cevapları paylaşmak istiyorum.

Batı’nın muhtemelen devam edecek engellemelerine rağmen, Türkiye, büyümeye devam edecek. 2019 seçim yılı olduğu için, 2018 ve 2019 yılında, bilinen seçim ekonomisi yaşanacak. Daha önemlisi, iş dünyamızın temsilcileri, ekonomik seferberlik içinde bulunduğumuzun bilinci ile işlerini yavaşlatmak gibi bir hata yapmayacaklar, var güçleri ile çalışacaklar. Seferberlik söylemini biraz açıklarsak, devletin korunması söz konusu olduğunda, topyekûn erişkinler olarak, bedenimizle, sağlığımızla, malımızla, her şeyimizle güç oluşturup, vatanı savunmak zorunda olduğumuzu biliyoruz. O halde, görevlerimizi yapmalıyız.

Biz, şirketlerimizde ekonomik seferberlik sorumluluğumuzun gereği olarak, gücümüzün elverdiği ölçüde, 2018 yılında da yatırım yapmayı kararlaştırdık. Ülkemizin genel durumu konusunda zorluk yaşamayı beklemiyoruz.

Ben inanıyorum ki; iyi düşünenler, iyi sonuçlar elde ediyor. Olumsuz düşünenler ise olumsuzluklarla beraber yaşıyor.

Her yeni yılın, yeni umutları beraberinde getirdiği gibi bir beklentinin var olduğunu düşünürsek, iyi düşünüp, iyi sonuçlar elde etmek beklentisi içinde yaşayacağımız 2018 yılının, bereketli ve huzurlu geçmesini niyaz ederim.

23 Kasım 2017

Nafi GÜRAL

Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası (KUTSO)

Yönetim Kurulu Başkanı

 

AİLE ŞİRKETLERİ

Yönetim Felsefesi

Yılların kazandırdığı tecrübelerimi paylaşabilmek amacıyla kaleme aldığım bu satırlar, umarım okuyanlara yararlı olur.

Hayat ayna gibidir, yüreğinizde hangi duygu,  beyninizde hangi fikir var ise  yüzünüzde onu görür, onu yaşarsınız. Bu nedenle, yüreğinizi ve beyninizi önemseyin.  Bu iki faktörün, herkesin bildiği önemini burada  anlatmak gerekmez.

Madem yönetim felsefesini anlatacağız, öncelikle yöneteceğimiz  kurum yani şirket nedir? Anlamaya çalışalım.

“Şirkete hayat veren en önemli faktör, insandır”

Şirketin, ne anlam ifade ettiğini bilmek çok önemlidir. Şirket, canlı bir varlık değil, sadece bir semboldür. Ona hayat veren ise, insan faktörüdür.

Şirketine hayat verenler, ne kadar eğitimli, bilgili, iyi niyetli, çalışkan, başarma arzusu ile dolu, analitik düşünebilen ve lider vasıflarına sahip iseler, şirket de, o ölçüde güçlü, itibarlı ve başarılı olur. Onun için, değerli bir marka kendiliğinden ortaya çıkmakta ve bu değerli markadan tüm paydaşları da yararlanmaktadır.

Şirketi yönetenlerin,  neden bu göreve layık görüldüklerini anlamaları çok önemlidir. Özel sektörde, hiç bir yönetici, ahbap çavuş ilişkisi ile hatır için mevki sahibi olmaz. Layık olduğuna inanıldığı için, bulundukları mevkilere layık görülürler.

“Başarı, disiplinli ekip çalışması ile elde edilir”

Mevki sahibi olmuş yöneticiler de, kendilerine duyulan güveni boşa çıkarmayacak şekilde sistemli çalıştıkları gibi, alt kadrolarının da sistem içinde çalışmalarını sağlarlar. Çünkü bilirler ki, başarı disiplinli ekip çalışması ile elde edilir.

“Nelere dikkat edilmeli?”

– Planlamaya önem verilmeli, işin gerektirdiği planlama yapılmalı. Bu konuda  yapılması gerekenleri  satır başları ile söylersek;

İş süreçleri yönetimi planlaması  yapılmalı, şöyle ki;

– Yönetim organizasyon şeması yapılmalı,

Kurumsal yapı anlayışı ile  alt kadrolardaki  birim çalışanlarının ve süreç yöneticilerinin organizasyon şemasındaki görevleri, yetki ve sorumlulukları, uzmanların da fikri alınarak belirlenmeli,

–  Şirket bünyesinde dâhili/harici iletişim ve haberleşme merkezi oluşturulmalı, tüm  gelen giden yazışmalar bu merkezden yönetilmeli,

–   Bütçelemeye, gereken önem verilmeli, uygulanması takip edilmeli,

– Raporlamaya, gereken önem verilmeli. İdari (yönetsel)  raporlama  yapılmalı, teknik (üretim) raporlama takip edilmeli,

– Hiyerarşi kurallarına uyum kuralları belirlenmeli,

. Öneri sistemi oluşturulmalı,

. Beyin fırtınası yapılmalı,

Burada belirttiğimiz satır başları, en ince ayrıntısına varıncaya kadar, yazılı kurallar haline getirilmeli. Süreçte görev yapacak ilgili sorumlulara, tebliğ edilmeli,  belirlenen  zaman aralığında, ilgili sorumluların kendi aralarında yapacakları süreç değerlendirme toplantılarına  müteakip, tepe yöneticilerinin katılacağı toplantıda süreçler değerlendirilmeli,

“Şef ne kadar başarılı ise, orkestra da o kadar başarılı olur”

Burada yazılanların yapılmasını talimatlandırmak,  uygulanmasını takip ettirmek, liderin görevidir. Unutulmamalı ki, Liderleri olmayan hiç bir kurumun ve kurum paydaşlarının gelişmesi mümkün değildir. Liderleri yoksa  şirketler ya yerinde sayarlar, ya da gerilerler

Lideri anlatırken, bir örnek ile misal verelim. Mesela bir orkestrayı örnek alabiliriz;

Orkestranın değeri, şefi ile ölçülür.

Şef, o orkestranın lideridir.

Şef, hiç bir enstrüman çalmaz, parça yorumlamaz.

Her bir orkestra elemanı, sadece kendi görevi kadar katkı sağlarken, orkestra şefi, eserin tamamını bilmek, orkestra elemanlarını ve yorumcularını elindeki çubuk ile  yönlendirilmekle sorumludur.

Şef, hiç bir zaman her hangi bir orkestra elemanının yaptığını yapmaz, yaparsa, zaten şef olmaz.  Unutulmamalıdır ki; şef ne kadar başarılı ise, orkestra o kadar başarılı kabul edilir.

“Lider, nasıl olmalı?”

Lideri biraz anlatmak gerekirse, “lider” demek, sadece otoriter olmak  demek değildir.  Otoriter yönetimin dayanağı, korku ve tehdit ortamıdır. Korku ve tehdit ortamında, kimse mutlu olmayacağı için, iş çıkmaz, adam yetişmez ve şirket gelişmez.

Lider, ekibindeki çalışanları  için bir güvence ve koruyucu olduğunu hissettiren, “hata benimdir, başarı çalışanlarımızındır” diyebilendir.

Lider, öğrenen, öğrendiklerini öğreten, özverili olan, örnek alınan  kişidir. Lider, yeni liderler yetişmesine ortam ve fırsat hazırlayandır.

Zanaatkârların, zanaatlarının püf noktasını öğretmemesi kötü bir örnektir, bu anlayıştaki zanaatkârlardan  lider olmaz.

Herkes lider olamaz, zira genlerinde yoksa, lider olmak istemiyorsa, lider olmak istese bile, kurallarını uygulamıyorsa, asla  lider olamayacağı  gibi, fırsat verilmezse, fırsat yakalayamazsa veya fırsatı kullanamazsa, yine lider olamaz.

“Kurumsal yapı olmazsa, başarı da olmaz”

Sadece şirketlerin değil, aileden başlayıp, devlet yönetimine kadar bütün kurumlarım kurumsallaşması ve lideri bulunması halinde ancak başarı elde edilir.

  • Kurumsal yapı olmazsa, başarı olmaz.
  • – Kurumsallaşmanın çatısında lider vardır,
  • – Lider olmak isteyenler, kurumsal yapıya sıkı sıkıya bağlı olmalıdır,
  • – Kurumsallaşmanın temelinde birey değil, ekip vardır,
  • – Ekibiniz ne kadar güçlü ise, başarınız o oranda artar,
  • – Kendinize güveniyorsanız, adam yetiştirip, yararlanırsınız,
  • – Kendinize güvenmiyorsanız, alt kadrolarınızdan korkarsınız, adam yetiştirmezsiniz,

Deniz kaptanlarından örnek vermek gerekirse, 3 kategoride kaptan vardır:

1- Kıyı kaptanı, yani kıyılarda dolaşan teknelerin kaptanı,

2- Açık deniz kaptanı, yani Marmara’da, Karadeniz’de ve Ege’de dolaşan kaptan,

3- Uzun yol kaptanı, yani okyanus geçen kaptan.

Kıyı kaptanına, kendisini geliştirme fırsatı vermezseniz, olduğu yerde kalır, açık deniz kaptanı olamaz. Aynı şekilde, açık deniz kaptanına fırsat vermezseniz, uzun yol (yani okyanus geçen) kaptanı olamaz.

“Kurumsallaşmanın önemi”

  • Kurumsallaşmanın temelinde, profesyoneller vardır. Profesyonellerin önemini reddedenler, kurumsal yapıyı reddetmiş olurlar

Kurumsal yapının temeli olarak;

  • Ekip çalışması,
  • Karar vermek değil, ortak karar alınması,
  • Katılımcı ve paylaşımcı ruha sahip olunması,
  • Çalışanların, kurumu ve yöneticileri benimsemesi,
  • Çalışanların mutluluğu,

En önemli faktörler olarak algılanmalıdır.

Kurumsal yapının temelini oluşturan profesyonel kimdir?

İş dünyasında en çok konuşulan konuların içinde “profesyonel yönetici” tanımlaması, önemli bir yer işgal eder. Peki, kimdir profesyonel?

“Profesyonel kimdir?”

Şirketini seven,

Çalışanlarına değer veren,

Kendine güvenen,

Muhataplarına güven veren,

Kendisini iyi yetiştirmiş,

İş bilen, problem çözen,

Mütevazi, makamını hazmedebilen,

Hedefleri olan, gerçekleştirebileceği hayalleri olan,

Bilgilerini daima güncelleyen, bilgilerini paylaşan,

İş ahlakı olan,

Saygı duyan, Saygı duyulan,

Hesap yapmayı bilen,

Sosyal aile yapısı ile örnek alınan kişiler,

İyi profesyoneldir, aynı zamanda liderdir.

 “Profesyonelleri liderler yetiştirir”

Profesyonel kim değildir?

İşin cambazı,

Dün karar verip, bugün şirketini bırakan,

Fırsatını buldukça, “şapkamı alır giderim” diyen,

Ve saydığım profesyonelin özelliklerini taşımayanlar, profesyonel değildir, lider hiç değildir.

Bu kişiler, lider görmeden çalışmış, kendisini bir şey zanneden, başarı grafikleri zik zak çizen kişilerdir.

Kendi işlerini beceremeyen bazı profesyoneller, başarısızlıklarını, kendilerinde aramak yerine, “mazeret senaryoları” yazarlar. Bu kategorideki profesyoneller, yazdıkları senaryolarla, aslında, hem şirketlerine, hem de kendilerine zarar verdiklerini bile bilmezler.

“Çok çalışanlar, işini sevenler, azimli olanlar, iş hayatında yükselenlerdir”

İş hayatında yükselenlere bakarsak; çok çalıştıklarını, işlerini sevdiklerini, başarmaya ve yükselmeye azimli olduklarını görürüz.

  

Nafi GÜRAL

Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası (KUTSO)

Yönetim Kurulu Başkanı

İŞ DÜNYASI TEMSİLCİLERİNE ALTIN ÖĞÜTLER

“Türkiye’nin büyümesi, takdir edilecek bir sonuçtur”

Türkiye, 2017 yılı ikinci döneminde % 5’ten fazla büyüme başarısını gösterdi. Batı ülkelerinin zayıf bir Türkiye yaratma gayretlerine yönelik baskı ve tehditlerine rağmen, Türkiye’nin büyümesinin takdir edilecek bir sonuç olduğunu kabul etmek lazım.

“KOBİ’ler ülke kalkınmasının temel taşlarıdır”

KOBİ’ler ülkelerin kalkınmışlığı ve zenginliğinin göstergesidir. KOBİ’ler, değişen piyasa koşullarına hızlı uyum yetenekleri, esnek üretim yapıları, bölgeler arasında dengeli büyüme, işsizliğin azaltılması ve yeni iş alanları açılmasındaki katkıları gibi bir dizi olumlu özellikleri nedeniyle, ülkelerin ekonomik ve sosyal kalkınmasının temel taşlarıdır.

 Ülkemizde de işletmelerin yüzde 99,9’unu oluşturan KOBİ’lere baktığımızda;

 3.175.000 işletme,

3.172.000 KOBİ %99,9,

3.000 civarında büyük işletme olduğunu görürüz.

KOBİ’lerle ilgili diğer rakamlara da göz atarsak, KOBİ’ler;

Toplam istihdamın yüzde 78’ini,

Toplam satışların yüzde 65,5’ini,

Toplam katma değerin yüzde 55’ini,

Toplam yatırımların yüzde 50’sini,

Toplam ihracatın yüzde 30,1’ini, gerçekleştirirken,

Toplam kredilerin ancak yüzde 24’ünü kullanabilmektedirler.

 

Bu rakamlar, KOBİ’lerin Türkiye ekonomisindeki önemli rolünü açıkça göstermektedir.

 

Bu önemli özelliklerinin yanı sıra, KOBİ’lerin yaşadıkları ve çözmeleri gereken birtakım sorunları da bulunmaktadır.

 

KOBİ’lerin öncelikli sorunu, öz kaynak yetersizliği ve kredi teminindeki güçlüklerden oluşan finansal sorunlardır. Yapısal, yönetim, üretim ve yeni teknolojilere uyum sorunları, düşük kapasiteyle çalışma, tedarik ve stoklama, bilgi desteği ve teknik yardım, pazarlama ve rekabet, yeni yatırım yapamama, Gümrük Birliği’ne uyum, yasal düzenlemelerde yetersizlik ve bürokratik engeller gibi sorunlar da, KOBİ’lerin yaşadığı veya yaşaması muhtemel diğer problemleri oluşturmaktadır.

 

“KOBİ’lerimizi ve tüm işlerimizi, işletmelerimizi büyütmeliyiz”

Her zaman söylediklerimizi tekrarlarsak, işletmelerimizi büyütmeliyiz.

Peki ama nasıl?

Başarılı olmak isteyenlerin, başarıyı istemeleri, olmazsa olmaz mecburiyettir, çünkü başarı, başarıyı isteyenler tarafından elde edilir.

 

“Başarı, başarıyı isteyenler tarafından elde edilir”

Gelişeceğinize, başaracağınıza dair inancınız ve hedefleriniz varsa, hayallerinizden asla vazgeçmiyorsanız, başarı ve mutlu son sizin olacaktır. Eğer yenileceğini düşünüyorsan, yenilirsin. Girişmeye cesaretin yoksa girişemezsin. Başarmak ister ama başaramayacağını düşünürsen, başaramazsın. Zafer, her zaman daha güçlülerin değil, kazanacağına inananlarındır. İşini geliştirmeye niyet eden, ancak geliştiremediği için mazeretler yaratmak, kaybetmek için doğanların işidir.

 

“Yeniliklere açık olmalı, doğru hesap yapmalısınız”

Yeniliklere açık olmak önemlidir. Unutmayın ki, insanları, firmaları, dünyayı vb. değiştiren ve geliştiren olgu yeniliklerdir, inovasyondur. Hesap yapma mantığı sahibi olmak lazım. Unutmayalım ki, hesabını bilmeyen kişiler ve firmaların, hatta devletlerin sonu hüsrandır.

 

“Hep pozitif olun ve kendinize güvenin”

Hep pozitif düşünmelisiniz. Felaket senaryolarına itibar etmeyin. Pozitif düşünemeyenler, kendilerini olumsuzluğa mahkûm ederler. “Kimse yapamaz ben yaparım, kimse bilemez ben bilirim” sözlerindeki derin anlamın, kişinin kendisine güveninin temeli olacağı bilinmeli.

 

“Zengin tecrübelerden yararlanın”

Sormak, sorarak öğrenmek ayıp değil, başkalarının tecrübelerinden yararlanmaktır. Doğru bilgi sahibi olanlara sormaktan çekinmeyin. Dinlemeyi bilmek önemlidir, dinlemeyen anlayamaz, öğrenemez. Ne kadar dikkatli dinler, mümkünse not alırsanız, algılamanız güçlü olur. Literatür taraması yapma, araştırma ve tabii ki geliştirme çok önemlidir.

 

“Ya yol bulun, ya da yol açın”

Zorluklar, imkânsızlıklar karşısında Hannibal’ın “Ya yol bulacağım, ya yol açacağım” sözlerini hatırlayın ve gereğini yapın.

 

“Zoru başarmak kolaydır, imkânsızı başarmak azim ister”

Başarıyı isteyin. Zorluklara karşı gelin, imkânsızı başarmayı imkânsız görmeyin, zoru başarmak kolaydır, imkânsızı başarmak azim ister.

 

Makul ve mantıklı hayallerinize ulaşabileceğinize, önce kendiniz inanın. Kendinize güvenin, sıfırdan kendi işini kurmuş çok örnekler vardır.

 

“Hayallerinize inanın ve hedeflerinizi belirleyin”

Hayallerinizi çevrenizdeki doğru insanlarla paylaşın, sizi anlayanlara yakın, hafife alanlardan ve durağan yapıda olanlardan uzak durun. Durağan kişiler sizi de durağanlaştırır. Çünkü kendileri durağan oldukları için, çevrelerindekilerin de kendileri gibi olmalarını isterler.

 

Hedefleriniz olmazsa, nereye gideceğiniz belli değildir. Nereye gideceğiniz belli değilse, hangi yoldan gideceğiniz de önemli değildir.

 

Büyük düşünmeniz lazım. Büyük işler, büyük düşünenler tarafından başarılmıştır. Küçük düşünenler, küçük kalmaya mahkûmdur.

 

Daima büyük düşünün derken, merdivenlerin ağır ağır ve de emin adımlarla çıkılması gerektiği unutulmamalıdır.

 

“Ayağınızı yere sağlam basın, ancak gözünüzü zirvelere dikin”

Ayağınız yere sağlam basıp, gözünüzü zirvelere dikmek gerektiğini unutmayın. Başarı yolculuğunuz, asla cahil cesareti olmamalıdır.

 

Güven vermek, güvenilir olmak,  güven duymak şüphesiz çok değerli özelliklerdir. Hepimiz bu vasıflara sahip insanlar olmayı ilke edinmeliyiz. Alım, satım, ticaret, ortaklık,  vb. gibi menfaat paylaşımı aşamasında güven ne kadar önemli ise, bunları imza altına almak da o kadar önemlidir. Yasalar güvene değil belgeye bakar. Güvene dayalı yaptığınız işlemler için şahitleriniz olsa bile, imzalı belgeniz yok ise, yasa sizi koru(ya)maz. En yakınınızdaki, en güvendiğiniz kişi(ler) ile dahi  “sadece güvene değil, imzalanmış belgeye bağlı” iş ve işlemler yapılmalıdır.  Belgesiz yaptığınız iş veya işlem, taraflardan birisine ne kadar önemli menfaat sağlıyorsa, diğer tarafın zarar görmesi ihtimali de o kadar artar.

 

Belgesiz yaptığınız iş ve işlemlerden zarar görmeniz halinde, hem zarara uğradığınıza,  hem de dostunuzu, yakınınızı kaybettiğinize yanarsınız. Güvendiğiniz kişilerle aranızdaki işlemlerde “belgelemek” talebi yadırganmamalıdır. İmzalanmış belge, tarafları koruyan teminattır.

 

“Asla taklit eden olmayın”

Asla taklit eden olmayın. Taklit ediliyorsanız,  üzülmek yerine memnun olmalısınız. Sizi taklit edenlerden üstünsünüz ki taklit ediliyorsunuz. Taklit etmek, kişilik bozukluğudur. Çevrenize bakın, kendine güveni, bilgisi, becerisi,  cesareti olmayanların taklitçi olduklarını görürsünüz. İlginçtir ki, taklitçiler, taklit ettikleri kişilerin davranışlarını sanki kendi özellikleri gibi gösterip, övünmekten de geri kalmazlar. Sadece kişiler taklit edilmez. Ekonomik değerler, sosyal değerler, kariyer, mesleki değerler vb. taklit edildiğini çokça görürüz. Kendi yaratıcı güçlerini keşfetmeye çalışmak yerine, taklitçiliği benimseyenler, kendilerine zarar verdiklerinin farkında bile değillerdir. Kabul etmek gerekir ki, taklitçilerin yetenekleri ve yaratıcı güçleri olsa zaten kullanırlar, olmadığı için taklit ederler, İlginçtir, mahcup da olmazlar. Taklit edilmek üzüyor ve zarar veriyorsa, taklit etmek de diğerini aynı şekilde üzer ve zarar verir.

 

Ailemiz için, şehrimiz için, ülkemiz için katma değer yaratmak görevimizin bilinciyle, var gücümüzle çalışmak zorunda olduğumuzun farkındayız.”

 

Nafi GÜRAL

KUTSO Yönetim Kurulu Başkanı

 

 

Eğer yenileceğini düşünüyorsan, yenilirsin

Türkiye, 2017 / 2. Dönemde %5 den fazla büyüme başarısını gösterdi. Batı ülkelerinin zayıf bir Türkiye yaratma gayretlerine yönelik baskı ve tehditlerine rağmen Türkiye’nin büyümesi takdir edilecek bir sonuç olduğunu kabul etmek lazım.

KOBİ’ler ülkelerin kalkınmışlığı ve zenginliğinin göstergesidir

KOBİ’ler; değişen piyasa koşullarına hızlı uyum yetenekleri, esnek üretim yapıları, bölgeler arasında dengeli büyüme, işsizliğin azaltılması ve yeni iş alanları açılmasındaki katkıları gibi bir dizi olumlu özellikleri nedeniyle, ülkelerin ekonomik ve sosyal kalkınmasının temel taşlarıdır.

Ülkemizde de işletmelerin yüzde 99,9 unu oluşturan KOBİ’lere baktığımızda,

3.175.000 işletme

3.172.000 Kobi %99,9

3.000 civarında büyük işletme olduğunu görürüz.

Kobilerle ilgili diğer rakamlara da göz atarsak, Kobiler;

Toplam istihdamın yüzde 78’ini,

Toplam satışların yüzde 65,5’ini,

Toplam katma değerin yüzde 55’ini,

Toplam yatırımların yüzde 50’sini,

Toplam ihracatın yüzde 30,1’ini, gerçekleştirirken,

Toplam kredilerin ancak yüzde 24’ünü kullanabilmektedirler.

Bu rakamlar, KOBİ’lerin Türkiye ekonomisindeki önemli rolünü açıkça göstermektedir.

Bu önemli özelliklerinin yanı sıra, KOBİ’lerin yaşadıkları ve çözmeleri gereken birtakım sorunları da bulunmaktadır.

KOBİ’lerin öncelikli sorunu öz kaynak yetersizliği ve kredi teminindeki güçlüklerden oluşan finansal sorunlardır. Yapısal, yönetim, üretim ve yeni teknolojilere uyum sorunları, düşük kapasiteyle çalışma, tedarik ve stoklama, bilgi desteği ve teknik yardım, pazarlama ve rekabet, yeni yatırım yapamama, Gümrük Birliği’ne uyum, yasal düzenlemelerde yetersizlik ve bürokratik engeller gibi sorunlar da KOBİ’lerin yaşadığı veya yaşaması muhtemel diğer problemleri oluşturmaktadır.

Her zaman söylediklerimizi tekrarlarsak, işletmelerimizi büyütmeliyiz.

Peki ama nasıl?

Başarılı olmak isteyenlerin başarıyı istemeleri olmazsa olmaz mecburiyettir, çünkü başarı, başarıyı isteyenler tarafından elde edilir,

Gelişeceğinize, başaracağınıza dair inancınız ve hedefleriniz varsa, hayallerinizden asla vazgeçmiyorsanız, başarı ve mutlu son sizin olacaktır

Eğer yenileceğini düşünüyorsan, yenilirsin

Girişmeye cesaretin yoksa, girişemezsin,

Başarmak ister ama başaramayacağını düşünürsen, başaramazsın,

Zafer her zaman daha güçlülerin değil, kazanacağına inanlarındır,

İşini geliştirmeye niyet eden, ancak geliştiremediği için mazeretler yaratmak, kaybetmek için doğanların işidir,

Yeniliklere açık olmak önemlidir. Unutmayın ki, insanları, firmaları, dünyayı vb. değiştiren, geliştiren olgu yeniliklerdir, inovasyondur.

Hesap yapma mantığı sahibi olmak lazım. Unutmayalım ki hesabını bilmeyen kişiler, firmalar hatta devletlerin sonu hüsrandır.

Hep pozitif düşünmelisiniz. Felaket senaryolarına itibar etmeyin. Pozitif düşünemeyenler kendilerini olumsuzluğa mahkum ederler.

“Kimse yapamaz ben yaparım, kimse bilemez ben bilirim” sözlerindeki derin anlamın, kişinin kendisine güveninin temeli olacağı bilinmeli.

Sormak, sorarak öğrenmek ayıp değil, başkalarının tecrübelerinden yararlanmaktır. Doğru bilgi sahibi olanlara sormaktan çekinmeyin.

Dinlemeyi bilmek önemlidir, dinlemeyen anlayamaz, öğrenemez. Ne kadar dikkatli dinler, mümkünse not alırsanız, algılamanız güçlü olur

Literatür taranması araştırma ve tabii ki geliştirme çok önemlidir

Zorluklar, imkansızlıklar karşısında Hannibal’ın “Ya yol bulacağım, ya yol açacağım” sözlerini hatırlayın ve gereğini yapın

Başarıyı isteyin, zorluklara karşı gelin, imkânsızı başarmayı imkânsız görmeyin, zoru başarmak kolaydır, imkansızı başarmak azim ister.

Makul ve mantıklı hayallerinize ulaşabileceğinize önce kendiniz inanın. Kendinize güvenin, sıfırdan kendi işini kurmuş çok örnekler vardır.

Hayallerinizi çevrenizdeki doğru insanlarla paylaşın, sizi anlayanlara yakın, hafife alanlardan ve durağan yapıda olanlardan uzak durun. Durağan kişiler sizi de durağanlaştırır. Çünkü kendileri durağan oldukları için, çevrelerindekilerin de kendileri gibi olmalarını isterler.

Hedefleriniz olmazsa, nereye gideceğiniz belli değildir. Nereye gideceğiniz belli değilse, hangi yoldan gideceğiniz de önemli değildir

Büyük düşünmeniz lazım. Büyük işler büyük düşünenler tarafından başarılmıştır. Küçük düşünenler, küçük kalmaya mahkumdur.

Daima büyük düşünün derken, merdivenlerin ağır ağır ve de emin adımlarla çıkılması gerektiği unutulmamalıdır.

Ayağınız yere sağlam basarak, gözünüzü zirvelere dikmek gerektiğini unutmayın. Başarı yolculuğunuz asla cahil cesareti olmamalıdır

Güven vermek, güvenilir olmak,  güven duymak şüphesiz çok değerli özelliklerdir. Hepimiz bu vasıflara sahip insanlar olmayı ilke edinmeliyiz

Alım, satım, ticaret, ortaklık,  vb. gibi menfaat paylaşımı aşamasında güven ne kadar önemli ise, bunları imza altına almak ta o kadar önemlidir. Yasalar güvene değil belgeye bakar. Güvene dayalı yaptığınız işlemler için şahitleriniz olsa bile, imzalı belgeniz yok ise, yasa sizi koru(ya)maz

En yakınınızdaki, en güvendiğiniz kişi(ler) ile dahi  “sadece güvene değil, imzalanmış  belgeye bağlı” iş ve işlemler yapılmalıdır.  Belgesiz yaptığınız iş veya işlem, taraflardan birisine ne kadar önemli menfaat sağlıyorsa, diğer tarafın zarar görmesi ihtimali  de o kadar artar

Belgesiz yaptığınız iş ve işlemlerden zarar görmeniz halinde hem zarara uğradığınıza,  hem de dostunuzu, yakınınızı kaybettiğinize yanarsınız. Güvendiğiniz kişilerle aranızdaki işlemlerde “belgelemek” talebi yadırganmamalıdır. İmzalanmış belge, tarafları koruyan teminattır.

Asla taklit eden olmayın,

Taklit ediliyorsanız,  üzülmek yerine memnun olmalısınız,

Sizi taklit edenlerden üstünsünüz ki taklit ediliyorsunuz

Taklit etmek, kişilik bozukluğudur.

Çevrenize bakın, kendine güveni, bilgisi, becerisi,  cesareti olmayanların taklitçi olduklarını görürsünüz

İlgiçtir. Taklitçiler, taklit ettikleri kişilerin davranışlarını sanki kendi özellikleri gibi gösterip, övünmekten de geri kalmazlar.

Sadece kişiler taklit edilmez.

Ekonomik değerler, sosyal değerler, kariyer, mesleki değerler vb. taklit edildiğini çokça görürüz

Kendi yaratıcı güçlerini keşfetmeye çalışmak yerine taklitçiliği benimseyenler, kendilerine zarar verdiklerinin farkında bile değillerdir.

Kabul etmek gerekir ki taklitçilerin yetenekleri ve yaratıcı güçleri olsa zaten kullanırlar, olmadığı için taklit ederler, İlginçtir, mahcup da olmazlar

Taklit edilmek üzüyor ve zarar veriyorsa, taklit etmek te diğerini aynı şekilde üzer ve zarar verir.

Ailemiz için, şehrimiz için, ülkemiz için katma değer yaratmak görevimizin bilinci ile var gücümüzle çalışmak zorunda olduğumuzun farkındayız.

İŞLETMELERE TAVSİYELER

BAŞKANDAN

İŞLETMELERE TAVSİYELER

 

Ülkemizde güzel şeyler olmaya başladı. TL/döviz paritelerine baktığımızda Türk Lirasının değer kazandığını görüyoruz. Bu sonuçların ekonominin iyiye gittiğinin işaretleri olduğunu düşünüyorum.

2017 yılı ikinci çeyrek sonuçlarının da, bir önceki dönemden daha iyi olacağını düşünüyor, %5’lerden fazla büyüme bekliyorum.

2019 lafını çok işitiyorsunuz. Gerçekten Türkiye için dönüm noktası olacak bu tarihin ülkemiz yararına sonuçlanması için devletimiz start verdi, işler yolunda diyebileceğimiz sonuçları görüyoruz. Bu sonuçları, hem kendi işlerimde görüyorum, hem de benim için ölçü kabul ettiğim ambalaj ve taşıma sektöründeki canlılığa bağlıyorum.

Yılların kazandırdığı tecrübelerimi paylaşabilmek amacıyla kaleme aldığım bu satırların, okuyanlara 2019 yolculuğunda yararlı olmasını diliyorum.

Hayat ayna gibidir, yüreğinizde hangi duygu, beyninizde hangi fikir var ise yüzünüzde onu görür, onu yaşarsınız. Bu nedenle yüreğinizi ve beyninizi önemseyin. Bu iki faktörün herkesin bildiği önemini burada anlatmak gerekmez.

Madem yönetim felsefesini anlatacağız, öncelikle yöneteceğimiz kurum yani şirket nedir? Anlamaya çalışalım.

ŞİRKETİN/FİRMANIN YAPISI

Şirketin/Firmanın ne anlam ifade ettiğini bilmek çok önemlidir. Şirket canlı bir varlık değil, sadece bir semboldür. Ona hayat veren insan faktörüdür.

Şirketine/Firmasına hayat verenler ne kadar eğitimli, bilgili, iyi niyetli, çalışkan, başarma arzusu ile dolu, analitik düşünebilen ve lider vasıflarına sahip iseler, şirket o ölçüde güçlü, itibarlı ve başarılı olduğu için değerli bir marka kendiliğinden ortaya çıkmakta ve bu değerli markadan tüm paydaşları ile birlikte yararlanmaktadır.

Şirketiniz/firmanız sanayi kuruluşu ise, sanayi kuruluşları penceresinden bakmakta yarar var. Öncelikle üretim aşamasını satır başları ile ifade etmeye çalışırsak;

– Planlamaya önem verilmeli, işin gerektirdiği planlama yapılmalı. Bu konuda yapılması gerekenleri satır başları ile not edersek,

İş süreçleri yönetimi planlaması yapılmalı, şöyle ki;

– Yönetim Organizasyon şeması yapılmalı,
Kurumsal yapı anlayışı ile alt kadrolardaki birim çalışanlarının ve süreç yöneticilerinin organizasyon şemasındaki görevleri, yetki ve sorumlulukları, uzmanların fikri alınarak belirlenmeli.

– Şirket bünyesinde dâhili/harici iletişim ve haberleşme merkezi oluşturulmalı, tüm gelen giden yazışmalar bu merkezden yönetilmeli.

– Üretim planlaması yapılmalı
. Çeşit olarak işletmeyi ve iş ortağını mutlu etmeli, rahatsız etmemeli,
. Üretimde, piyasaya uygun azami ciro hedeflenmeli,
. Ham madde planlaması yapılmalı,
. İşletme malzemeleri planlaması yapılmalı,
.Yedek parça planlaması yapılmalı,
. Maliyet parametreleri sürekli olarak kontrol altında tutulmalı.

– Bütçelemeye gereken önem verilmeli, uygulanması takip edilmeli. Bütçe yaparsanız banka girdabına kapılmazsınız. Banka kredisini doğru kullanırsanız, çok önemli bir kaynak olur. Bilinçsiz kullanırsanız zarar verir, hatta sizi yok edebilir.

⁃ Banka kredisi gelir getirecek yatırım için kullanılmalı. İşletme sermayesi olarak kullanırsanız, çok zarar görürsünüz. Bugün için banka kredilerinin maliyeti %15’ten fazla. Cironuza bakın, cironuzun yüzde kaçı kadar net kâr elde ediyorsunuz? Göreceksiniz ki, banka maliyeti sizin kârınızdan fazla olacaktır.

– Raporlamaya gereken önem verilmeli. İdari (yönetsel) raporlama yapılmalı, teknik (üretim) raporlaması takip edilmeli

⁃ Şirketinizin performansını aylık olarak hesaplamalısınız. Basit bir örnek vermek gerekirse işyerinde dönen değerleri bir tarafa, işinizle ilgili borçları diğer tarafa yazın, aradaki farkı önceki ay ile mukayese edin, sonuç sizi mutlu edecek miktarda olumlu ise, ne âlâ, değilse hemen tedbir almalısınız.

. Öneri sistemi oluşturulmalı, özellikle çalışanlarınızdan gelecek öneriler, çok değerli kazanımların kaynağı olabilir.

. Her yıl beyin fırtınası yapılmalı, göreceksiniz; firmanızın gelişmesine katkı sağlayacak fikirler ortaya çıkacaktır.

Burada not ettiğimiz satır başları, en ince ayrıntısına varıncaya kadar yazılı kurallar haline getirilmeli. Süreçte görev yapacak ilgili sorumlulara tebliğ edilmeli, belirlenen zaman aralığında, ilgili sorumluların kendi aralarında yapacakları süreç değerlendirme toplantılarına müteakip, tepe yöneticilerin katılacağı toplantıda süreçler değerlendirilmeli.

PAZARLAMA çok önemlidir. Ne kadar fazla, ne kadar kaliteli üretirsen üret, satamadıktan sonra bir işe yaramaz. Satış yaparken ucuz fiyat, uzun vade değil, emsallerinden farklı ürün ve strateji geliştirilmelidir.

İHRACAT çok önemli, yapıyorsanız geliştirmelisiniz, değilse, bir şekilde fırsat yaratmaya çalışmalısınız.

MUHASEBE gerçekleri yansıtmalı, yasal zorunluluk olarak değil, kendiniz için muhasebe tutmalısınız.

SATIN ALMA çok önemli, tek kriter ucuzluk olmamalı, ürününüze değer katacak, dolayısıyla size kâr sağlayacak satın alma yapmalısınız.

İŞ ORTAKLARINIZ (yani bayileriniz) varsa, kâr ediyor olmasına dikkat etmelisiniz, kâr edemiyor, hatta zarar ediyorsa, size borçlarını ödeyemediği gibi müşteri kaybetmiş olursunuz.

BİLGİ TEKNOLOJİLERİ KULLANIMI, çok önemli, artık klasik usulle iş yapmak imkânsız.
Burada yazılanların yapılmasını talimatlandırmak, uygulanmasını takip ettirmek, liderin görevidir. Üyelerimizin, çoğunluğunun kendi işinin lideri olduğunu kabul edersek, unutulmamalı ki, liderleri olmayan hiç bir kurumun ve kurum paydaşlarının gelişmesi mümkün değildir. Liderleri yoksa, firmalar ya yerinde sayarlar, ya da gerilerler.

Lider, öğrenen, öğrendiklerini öğreten, özverili olan, örnek alınan kişidir. Lider, yeni liderler yetişmesine ortam ve fırsat hazırlayandır.

Herkes lider olamaz, zira genlerinde yoksa lider olmak istemiyorsa, lider olmak istese bile kurallarını uygulamıyorsa, asla lider olamayacağı gibi, fırsat verilmezse, fırsat yakalayamazsa veya fırsatı kullanamazsa lider olamaz.
KURUMSALLAŞMA çok önemlidir.
Sadece şirketlerin değil, aileden başlayıp devlet yönetimine kadar bütün kurumlarım kurumsallaşması ve lideri bulunması halinde ancak başarı elde edilir.

• Kurumsal yapı olmazsa, başarı olmaz,

– Kurumsallaşmanın çatısında lider vardır,
– Kurumsallaşmanın temelinde birey değil, ekip vardır,
– Ekibiniz ne kadar güçlü ise başarınız o oranda artar,
– Ekibinizde ön saflarda görev verdiğiniz elemanlarınız, kendilerine güveniyorlarsa, adam yetiştirip, şirkete dinamizm katarlar.
– Kendilerine güvenmiyorlarsa, alt kadrolarından korkar, adam yetiştirmez, firma güdük kalmaya mahkûm olur.

• Kurumsallaşmanın temelinde profesyoneller vardır. Profesyonellerin önemini reddeden patronlar, kurumsal yapıyı reddetmiş olurlar.

Kurumsal yapının temeli olarak;

• Ekip çalışması,
• Karar vermek değil, ortak karar alınması,
• Katılımcı ve paylaşımcı ruhlu olması,
. Çalışanların kurumu ve yöneticileri benimsemesi,
• Çalışanların mutluluğu,

En önemli faktörler olarak algılanmalıdır.

Kurumsal yapının temelini oluşturan profesyonel kimdir?

İş dünyasında en çok konuşulan konuların içinde “profesyonel yönetici” tanımlaması önemli bir yer işgal eder. Peki, kimdir profesyonel?

Şirketini seven,
Çalışanlarına değer veren,
Kendine güvenen,
Muhataplarına güven veren,
Kendisini iyi yetiştirmiş, iş bilen,
Problem çözen,
Mütevazi,
Makamını hazmedebilen,
Hedefleri olan,
Gerçekleştirebileceği hayalleri olan,
Bilgilerini daima güncelleyen,
Bilgilerini paylaşan,
İş ahlâkı olan,
Saygı duyan,
Saygı duyulan,
Hesap yapmayı bilen,
Sosyal hayatı ve aile yapısı örnek alınan kişiler, iyi profesyoneldir, aynı zamanda liderdir.

Profesyonel kim değildir?
İşin cambazı,
Dün karar verip, bugün şirketini bırakan,
Fırsatını buldukça, “şapkamı alır giderim” diyen,
Ve yukarıdaki özellikleri taşımayanlar profesyonel değildir, lider hiç değildir.

Bu kişiler lider görmeden çalışmış, kendisini bir şey zanneden, başarı grafikleri zik zak çizen kişilerdir.

İş hayatında yükselen firmalara ve sahiplerine bakarsak, çok çalıştıklarını, işlerini sevdiklerini, başarmaya, yükselmeye azimli olduklarını görürüz.

İNOVASYON
Son zamanlarda sıkça duyduğumuz sihirli inovasyon kelimesinin, inovasyonu benimseyenlere sunacağı fırsatlara göz atalım.

İnovasyon sözcüğünü işitiyoruz ama acaba gereken önemi veriyor muyuz? İnovasyon, toplumsal, kültürel ve idari anlamda yeni yöntemlerin kullanılması. Veya “yeni bir şeyler ortaya koymak” olarak da tanımlanıyor.

İnovasyon bir şey keşfetmek değil, keşfedilmişleri daha verimli kullanmak için yapılan buluşlardır. Örnek vermek gerekirse;

– Simit vardı ama saraya taşındı,
– Otobüsler vardı ama 2+1 koltuklu, tv ekranlı, internetli oldu, non stop oldu, otogardan önce ve sonra servislerle semtlere ulaşım sağlandı,
– Uçak şirketleri hava alanından sonraki illere otobüs bağlantısı kurdu,
– Trenler YHT oldu,
– Satışlar internete kaydı, ikinci el, sahibinden, yemek sepeti, trendyol, gitti gidiyor, vb. siteleri, on milyonlarca belki de yüz milyonlarca dolar değere ulaştı,
– internet bankacılığı başladı,
– e-devlet uygulaması başladı,
– tekerlek icat edilmişti, bavul icat edilmişti ama ikisini bir araya Amerikalı bir pilot getirdi,

Bütün bu anlattıklarımız kendi kulvarında çok anlamlı inovasyonlar oldu.

İnovasyon artık konferans ve seminerlerde duyduğumuz bir kavram olmaktan çıkarak, hayatımızın ihmal edilemeyecek en ciddi gerçeği haline gelmiş durumda.

Siz inovasyon yapmazsanız, birileri mutlaka yapacak ve yapmayanları geçeceklerdir. Geride kalanlar ise inovasyon yaparak fırlayıp öne çıkanları, geriden takip etmek zorunda kalacaktır ve muhtemelen onları yakalayamayacaklar, sadece taklit ve takipçileri olacaklardır.

“Neden inovasyon” sorusunu kendimize soruyor muyuz? Sorarsak cevabi çok basit. Ayakta kalabilmek, rakiplere fark atarak büyümek, sektör lideri olmak için inovasyon şart.

İnovasyonun bir şirkette yeşermesi için öncelikle patronun ve yöneticilerin, sonra tüm çalışanların, bu konuda bir irade göstermesi gerekir. İnovasyona tam kadro katılım sağlayın, şirketlerde, çalışanların tamamının inovasyon sürecine katılması çok önemli bir etken. Patrondan, depo sorumlusuna kadar, herkesin inovasyon içinde olması gerekir, aksi halde, başarı elde edilemez.

DİSİPLİN
Olmazsa olmaz mecburiyetlerin başında gelmektedir. Türk insanının genlerinde disipline karşı direnç vardır. Bu direnci kırmak, liderlerin görevidir.

RAPORLAMA
Her sabah bir önceki günün olumsuzluklarını içeren satır başları liderin masasına gelmeli.

Belirlenen konularda, periyotlarda ve formatta raporlama sistemi oluşturulmalı, yorumları için format belirlenmeli.

KÖHNEMİŞ ALIŞKANLIKLAR
– Laf uçar, yazı kalır. Şirket dışındaki kişilere/firmalara anlatacaklarınızı mutlaka yazılı anlatın. Telefonla görüşseniz bile, işin önemine göre telefon teyidi yazmaya çalışın.

– Şirket ile ticari ilişkisi olan, en yakınınızdaki, en güvendiğiniz kişi(ler) ile dahi “sadece güvene değil, imzalanmış belgeye bağlı” iş ve işlemler yapılmalıdır.

– Belgesiz yaptığınız iş veya işlem, muhatabınıza ne kadar menfaat sağlıyorsa, şirketinizin zarar görmesi ihtimali de o ölçüde artar.

– Güvendiğiniz tedarikçilerinizle aranızdaki işlemlerde “belgelemek” talebi yadırganmamalıdır. İmzalanmış belge, tarafları koruyan teminattır.

HARCAMA KÜLTÜRÜ
– Harcadığınız her liranın size nasıl geri döneceğini hesaplamadan, asla harcama yapmayın.

– Satın almalarınızdaki prensipleriniz, sırası ile sağlamlık, fonksiyon ve fiyat olmalıdır. Sağlam değilse, fonksiyonel değilse, ucuz olması yarar değil, zarar getirir.

– Kazancımızı, kalitesiz mallara kaptırmayalım. Kalite üreten, diğer kaliteli rakipleri ile rekabet eden markaları seçelim. Kalitesine değil, fiyatına bakarım derseniz, kalitesiz ucuz üretimi teşvik ederek, hem firmanızın, hem de toplumun aldanmasına zemin hazırlamış olursunuz.

– Bir defa aldanıyorsak, kabahat aldatandadır. Aynı kişiye tekrar aldanıyorsak, kabahat aldanandadır ve tabi ki aldatılmaya müstahaktır.

ŞİRKET KÜLTÜRÜNE UYUM ÖNEMLİDİR
Her şirketin kurum kültürü vardır. Kurum kültürüne uyum çok önemlidir. Başka kültür içinde yetişmiş yöneticiler, başka kuruma geçtiklerinde, ister istemez uyum sorunu yaşarlar. Uyum sağlayanlar kalır, sağlayamayanlar ayrılmak zorunda kalır. Bu nedenle, işe alınacak elemanların, genç olanlarını tercih edip, kurum kültürüne göre yetiştirmek çok önemlidir.

BÜTÇE
Gerek üretim, gerekse yönetim bütçesi iş hayatının disiplinidir. Disiplinli bir yönetim oluşturmak isteyen liderler, mutlaka üretim ve yönetim bütçesi yaparlar ve samimiyetle uygulayıp sonuçlarını takip ederler. Yönetim bütçesi, üretim bütçesi temeli üzerinde inşa edildiği için, beraberce müzakere edilmesi şarttır.

MÜZAKERE
Kurumsal yapının olmazsa olmaz şartı; müzakere etmektir. Bir beyin karar veriyorsa, kararın hatasız olması ihtimali zayıf olabilir, hâlbuki birden fazla beyin ile yapılacak müzakereden, en az hatalı, belki de hatasız karar çıkar.

HATA
Tecrübenin anahtarıdır. Hata yapmaktan korkmayın ama hatalarınızı, paylaşılması gereken kişilerle paylaşın ki, onlar da bu hatayı öğrenip, aynı hatayı yapmasınlar veya hatanızın giderilmesine katkıları olsun.

Hata yapmak istemeyenler iş yapmaz, iş yapmadıkları için hata yapmazlar.

Ne kadar çok hata yaparsanız, o kadar çok tecrübe kazanırsınız. Ancak; başkalarının tecrübelerinden yararlanmak, sormak, öğrenmek faziletini gösterenler, daha az hata yapılmasına imkân sağlar.

Başkalarının bilgi görgü ve tecrübelerinden yararlanmayı reddedenlerin yaptıkları, hata olmaktan çıkar, bencillikten kaynaklanan ego kaynaklı zarar olur.

TOPLANTI ADABI
Belli periyotlarda bilgi paylaşımı toplantıları yapmak çok faydalı olur, ancak işimiz toplantı yapmak değil, iş yapmaktır, toplantıların kısa olması gerekir. Bu toplantılarda kişiler, fikirlerini ve önerilerini ifade edebilmeli, gerçekleri rahatça konuşabilmeli, konuşmaları nedeni ile kişiye tavır alınmamalıdır.

ÇALIŞKANLIK
Önemini anlatmaya gerek yok. Çalışkanlık da, tembellik de, genlerden gelen bir özelliktir. Çalışkanı tembelleştiremezsiniz ama tembeli en azından tembellikten kurtarabilirsiniz. Lider özelliği olanlar için ekibindeki (varsa) tembel kişileri tembellikten kurtarıp, onu kazanmak hiç de zor değildir.

KISKANÇLIK
İki kulvarda değerlendirilir.
Birincisi, hasetlik, bağlı olarak fesatlık duygularını ifade eder.
İkincisi, takdir etmeye bağlı özenme duygusu.
Birincisi ne kadar zararlı ise ikincisi o kadar faydalıdır.

AR-GE/ÜR-GE
Önemini tarif etmeye gerek yok. Ne kadar başarı elde edilirse, hem şirket için, hem de sektör için o kadar fayda sağlanır.

KİŞİLERE DEĞER VERME
İnsanın psikolojik temel ihtiyaçlarının en önemli halkalarından birisi, değerli olduğunu hissetmektir. Onları, hak ettikleri ölçüde övün.

TEŞEKKÜR ETME, ÖZÜR DİLEME
Hayatımızın her döneminde teşekkür etmemizi veya özür dilememizi gerektiren durumla karşılaşabiliriz. Teşekkür etmek de, özür dilemek de, erdemli insanları yüceltir.

REKABET
Rekabet pek çok alanlarda kendisini gösterir.
En zararlı rekabet, ucuz fiyat, uzun vade uygulamasında olur, en çok zararı da bizzat kendisi görür.
En verimli rekabet ise kişinin kendisi ile giriştiği rekabettir. Kişi, kendi başarıları ile yetinmeyip, yeni başarılar peşinde koşarak kendisine rakip olur. Eğer yeni başarılara imza atamıyorsa, durağanlık sürecine girmiş demektir.

Bir başka rekabet tarifi, genelde bazı insanların birbirlerine üstünlük sağlamak, diğerinin yaptığından daha iyisini yapmak olarak algılanıyor. Bir diğerine zarar vermediği ölçüde girişilen rekabet, belki bir dereceye kadar kabul edilebilir, ancak, kişiler arası rekabet anlamsız boyutlara taşınırsa, kendi başarısını elde etmek için rakip gördüğü arkadaşına zarar verme girişimleri yaparsa, bu rekabet değil, zarar verme gayreti olarak nitelendirilir. Hem kendilerine, hem de kurumlarına zarar vermiş olurlar.

KİŞİSEL İMAJ
İmajımız ne kadar güçlü olursa, başkalarının bizim hakkımızdaki kanaatleri o kadar müspet olacağı için imajımızı güçlendirmeliyiz.

İlk karşılaşma çok önemlidir. Kişinin sizin hakkınızda olumlu kanaat sahibi olmasını isterseniz, imajınızın güçlü olmasını sağlamalısınız.

Güçlü imaja sahip olmak için görgü kuralları ile davranış ve saygı kurallarına sahip olmak, güven veren kişi izlenimi vermek çok önemlidir.

Güçlü imaja sahip olmakla bütün kapıların kolaylıkla açıldığını biliyoruz, ama nedense imajına yeteri kadar dikkat etmeyenleri de çok görüyoruz.

İmaj güçlendirilmesinin önündeki en büyük engel, değişime direniştir. “Ben buyum, değişmem, değişemem” diyenler, imaj için hiç uğraşmasın.

Güçlü imaj sahibi olmak çok kolay ve hiç masrafsızdır. İnternet imaj bilgileri ile dolu, kitapçı rafları imaj kitapları ile dolu, yeter ki kişi istesin.

Unutmayalım, ilk defa karşılaşan kişiler, birbirleriyle “ne iş yapıyorsun” diye sohbete başlarlar. Ne kadar servetin var diye soru sorulmaz, bu nedenle işinizin ve marka değerinizin önemini bilerek, onu geliştirmeye çalışmalısınız.

KORKMAYALIM ÜSTESİNDEN GELEBİLİRİZ

Türkiye sancılı bir dönemden geçiyor. 15 Temmuz felaketinin yarattığı olumsuzluklar, iş dünyasında tereddütlere yol açtı ancak gelişen zaman içinde tereddütler kafalardan silinmeye başlanmış görünüyor. Tam normalleşme dönemi sürecinin hızlanması için bu yazının yazıldığı tarihte dört ay geride bıraktığımız 15 Temmuz felaketinin artçılarını hatırlamakta fayda var.

İş dünyasının tereddütlerine baktığımızda:

Korku,

Güven duygularının zayıflaması,

Ticaret hacminin daralması,

Doğruluğu kesinleşmemiş söylentiler,

Kim kimdir endişesi ile ticaretlerin zorlaştırılması,

sanki önemli sorun yumağı var gibi algılandı.

Bankaların tereddütlerine baktığımızda:

Müşterilerinin daha önce bilinmeyen pozisyonları,

Bankaların aldığı risklerin artma endişesi ile

Kredilerin kullandırılmasında zorluklar yaşandı,

Limitlerin kısılması olağan hale getirildi,

Müşterinin katlandığı maliyetler yükseldi,

İlave teminat talepleri arttı,

Çekleri kabul etme konusunda çekimser davrandılar,

Kredileri geri çağırma olayları işitildi,

Banka yöneticileri, işlemler için sorumluluktan kaçındılar,

Belirsizlikler kâbus gibi bankaların üstüne çöktü,

KHK’ların getirdiği yükümlülüklerden çekindiler,

Doğrulanması mümkün olmayan dedikodulardan etkilendiler

  1. gibi sorunlarla karşılaştılar.

Bürokratların çekincelerine baktığımızda:

Göreve devam edememe endişeleri,

Kim kimdir endişesi ile iş ve işlemleri aksatması,

Sorumluluk almak istememeleri,

Yönetmelikleri olumsuz yönde yorumlamaları,

Yavaşlayan kamu hizmetleri.

Burada bir kısmını sıralamaya çalıştığımız faktörler, ekonomide yaşanan sıkıntıların kaynağı oldu. Peki, sıkıntıları yaşadık ama her şey olağan akışında devam ediyor. Ülkemizin büyümesi hedefleri gerçekleşiyor. Üçüncü çeyrek bilançoları yayınlandığında, olağan gelişmeler görülecektir. Üretim ve ticaret devam ediyor; iş arayan işsizler, eleman arayan firmalar berdevam. Bir başka ifade ile 15 Temmuz öncesi iş hayatımızı devam ettiriyoruz.

Her zaman anlatmaya çalıştığımız gibi; “İş hayatında sorun yaşanması olağandır, asıl olan bu sıkıntıların üstesinden gelecek moral ve yetenek sahibi olarak sorunların esiri, hatta parçası olmak yerine, çözümün öncülerinden olmak görevimizdir.” anlayışı egemen olsaydı, büyük ihtimalle bu sorunları bu ölçüde yaşamazdık.

15 Temmuz’a dönelim;

Vatansever halkımız göğsünü namlulara siper etti,

Zırhlı araçlara karşı durdu, hareketlerini engelledi,

Haftalarca meydanlarda darbecilere meydan okudu,

Toplumsal ayrımcılık hareketlerine girişmedi.

İş dünyamıza gelince;

Devletimizin yanında durdu,

Ekonomik çöküş yaşanmasına izin vermedi.

Ama sıfır zarar ile atlatma konusunda bekleneni veremedi. Yukarıda sıralamaya çalıştığım faktörler ayak bağı oldu. Kim kaybetti? Durağanlığı seçen iş insanları kaybetti, dolayısıyla ülkemiz kaybetti. Kim kazandı, durağanlık yerine, hamlelerine devam edenler kazandı.

İçinde bulunduğumuz olağanüstü şartların, fırsata dönüşmesi hedefine kilitlenmemiz ve gereğini yerine getirmemiz lazım. Yaşamakta olduğumuz süreçleri iyi okumak için soruları kendimize soralım:

– Dünya 5’ten büyük ne demek?

– 5 olarak tarif edilenler ve yardakçıları Türkiye’nin gelişmesini ister mi?

– 5, Türkiye’nin IMF kıskacından kurtulmasını kabul eder mi?

– 5 ve yardakçıları kendi nüfusu artmaması, dolayısıyla yaşlanması karşısında; nüfusu artan, gençleşen Türkiye’nin gelişmesini ister mi?

– 5 ve yardakçıları bizi rahat bırakır mı, engellemeleri devam eder mi?

– 5 ve yardakçılarının Türkiye düşmanlarını koruyup desteklemesi ne anlama gelmektedir?

– 15 yıl önceki kişi başı milli gelirin 3.000 $’dan 10,000 $’a çıkması kimleri rahatsız eder?

– IMF kıskacına alarak memura yapılacak zammı, petrolün fiyatını, faiz oranlarını ve hatta emekli maaşını bile belirliyorlar.

– Türkiye’nin kredi notu hangi amaçla düşürülüyor?

– Kimler terör olaylarına demokrasi sıfatı yakıştırıyor?

– Suriye’de, Irak’ta, Güneydoğu’da felaket saçan teröristlerin silahlarını kimler veriyor?

– Türkiye’nin başına bela olmaya devam eden FETÖ mensuplarını kimler koruyor?

– Türkiye’nin gerçekleri dikkate alındığında, iş dünyasına düşen görevler neler?

– 15 Temmuz destanını yazan vatanseverler gibisi başka hangi ülkede var?

– Güçlü Türkiye’nin güçlü ekonomi ile gerçekleşeceği gerçeğinden yola çıkarsak, ekonomiyi kimler güçlendirecek?

Bu soruların cevabını bulduğumuzda;

– Neden güçlü Türkiye gerekli?

– Güçlü Türkiye için güçlü ekonomi,

– Güçlü ekonomi için, iş dünyasının başarıları,

– Bürokrasinin pozitif yaklaşımları,

– Siyasetin moral verip motive eden uygulamaları ile

kendiliğinden ortaya çıkacak ve iş dünyasının durağan anlayış yerine, atılgan anlayış içinde olması gerçeği tüm açıklığı ile kabul edilecektir.

Bu yazımın ana fikri, durağanlığı seçenler gerilerde kalıyor; hesaplarını doğru yaparak normal iş süreçlerine devam edenler ise hem kazanıyor, hem ilerliyor, aynı zamanda ülkemizin gelişmesine katkı sağlıyor.

Unutmayalım, dünya hızla değişiyor. Olmaz dediğimiz şeyler oluyor. İşte ABD başkanlık seçimi, kimsenin olmaz dediği Trump başkan oldu. Olur dediğimiz şeyler olmayabiliyor. İşte AB süreçleri. Anlaşmalar yapıldı ama AB anlaşmalara uymuyor. Bizler de olmazları olur yapacak azim ve irade ile var gücümüzle çalışmalıyız.

Sağlıklı, başarılı, verimli günler dileğimle…

Nafi GÜRAL

Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası

Yönetim Kurulu Başkanı

GÜÇLÜ TÜRKİYE GÜÇLÜ SİYASİ İRADE İLE GERÇEKLEŞİR

Kütahya İş Dünyasının Değerli temsilcileri,

Uzun zamandan beri başkanlık sistemi konuşuluyor. Önümüzdeki aylarda konuşmalar daha yoğunluk kazanacak ve Meclis’ten çıkması beklenen ana yasa değişikliği için bir kaç ay sonra sandık başına giderek kararımızı vereceğiz.

Her düşünceyi temsil eden siyasilerimiz ve yelpazenin her köşesindeki medya bu konuyu enine boyuna tartışıyor. Vatandaşlar olarak da bizler, bu söylemlerden sonuç çıkarmaya çalışıyoruz.

Güncel dinlediklerimi bir tarafa bırakıp, iş hayatına atıldığım 1961 yılından bu yana yaşadıklarımı değerlendirerek çıkardığım sonucu sizlerle paylaşmak istiyorum.

1961 yılından bu yana 41 hükümet kuruldu,

Bunlardan 25  tanesinin 4 ile 12 ay arasında ömrü oldu.

Uzlaşma sağlanamadığı için ömürleri kısa olan hükümetler buhranların kaynağı oldu, 55 yılda 41 hükümet kurulduğu dikkate alınırsa, hükümetlerin ortalama ömrünün 16 ay olduğunu görürüz. Ayrıca, transferlere dayalı  hükümetler kurulduğunda, zararını ülkemizin çektiği  unutulmadı.

Cumhurbaşkanlarımıza gelince,

İlk Cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal Atatürk,

Vefatından sonraki 2. Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü,

Çok partili dönemin ilk Cumhurbaşkanı Celal Bayar.

1961 den bu yana;

  1. Cumhurbaşkanımız Cemal Gürsel, Askeri ihtilal sonucu Cumhurbaşkanı oldu.
  2. Cumhurbaşkanımız Cevdet Sunay, Asker.
  3. Cumhurbaşkanımız Fahri Korutürk, Asker. Korutürk’ün  görev süresi dolduğunda, kilitlenen parlamento yeni Cumhurbaşkanı seçemediği için 5 ay boyunca  İhsan Sabri Çağlayangil vekil olarak Cumhurbaşkanlığı görevini deruhte etti. Emaneten temsil ettiği için hayati yasalar çıkartılamadı. Aynı zamanda bu durum 12 Eylül’ün gerekçeleri arasında yer aldı.
  4. Cumhurbaşkanımız Kenan Evren, Asker. İhtilal anayasasının getirdiği Cumhurbaşkanı, ihtilal dönemi 82 anayasası ile Cumhurbaşkanına geniş yetkiler tanındı.
  5. Cumhurbaşkanımız Turgut Özal. Siyasi arenalarda yaşanan politik çirkinliklere rağmen, 37 yıl aradan sonra ikinci sivil Cumhurbaşkanı. Göreve başlamış oldu.
  6. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel. Aynı çirkin siyasetin yaşanmasından sonra göreve gelen üçüncü sivil Cumhurbaşkanımız.
  7. Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer, ana yasa mahkemesi başkanı. Siyasi partiler siyasi/sivil isim üzerinde anlaşamadıkları için Cumhurbaşkanı seçildi.
  8. Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül. Parlamento anlaştı, 4. Sivil Cumhurbaşkanı olarak göreve seçildi.
  9. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, çok adaylı seçim ortamında %51 halk oyu ile seçilen ilk Cumhurbaşkanı’mız.

Şimdi bu tabloya bakıyorum, hem hükümetlerin kurulması, hem de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde geçmişteki kötü tecrübeler tekrar tekrar yaşanıp, Türkiye’nin önü  kesilmeye devam etmeli mi, yoksa bu sıkıntıları ortadan kaldıracak köklü çözüm bulunarak Türkiye’nin gelişmesi şahlanmalı mı?

İşte bu noktada başkanlık ihtiyacı gündeme geliyor.

İşte bunun için başkanlık sistemine ihtiyacımız var.

Başkanlık sistemi olduğunda şimdiye kadar yaşanan siyasal sorunların oluşması engellenmiş olacak.

Dikkat ederseniz günümüzde sistem tartışılmıyor, kişi tartışılıyor.

Geçmiş dönemlerde de sivil siyasi kişiler tartışıldığı için seçtiklerimiz değil, memurlar Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdular.

Seçtiklerimizden, Özal ve Demirel de çok tartışılmıştı. Ama seçildiler. Cumhurbaşkanı seçildikten sonra, onlar da başkanlık sistemini gündeme getirdiler ama aynı red cephesi tartışılmasına bile fırsat vermediler.

Liyakatların değil, isimlerinin tartışılması hala mazur  görülemeyecek davranışlar olarak zihinlerimizde yer etti. Kişiyi tartışmanın yararı olmadığını, zararının büyük olduğunu düşünüyorum. İnsan ömrü ile devlet ömrü kıyaslanamayacak kadar farklıdır. Yüz yıllar sürecek devlet ömrü içinde  insan ömrü nedir ki? Devlet ömrü içinde yüzlerce de Başkan seçilecek ve görev yapacak. Bir anlamda ilk başkanlık seçimi bir başlangıç olacak. Geçmişte yaşadığımız sıkıntılar tekrar etmeyecek, gelecekte görev yapacak Başkanların seçilmesinin de yolu açılmış olacaktır.

Güçlü Türkiye güçlü siyasi irade ile gerçekleşir.

Günümüzde güçlü siyasi irade olmasaydı 15 Temmuz vatana ihanet teşebbüsü başarıya ulaşırdı ve hepimiz darbe terörü altında ezilir yok olup giderdik.

Türkiye’nin en sorunlu zamanlarında sandıklar açıldığında çözüm ortaya çıktı. Gene iş vatandaşa düşüyor, iradesi ile yeni ana yasayı onaylarsa, zaten içinde yer alacak başkanlık sistemi ile birlikte güçlü siyasi iradenin oluşacağını ve ülkemizin güçlü ülkeler arasında yer alacağını düşünüyorum. Şahsen, yukarıda yazmaya çalıştığım sıkıntıları ne kendim ne de ailemin fertlerinin tekrar yaşamalarını asla arzu etmem. Önümüze konulacak sandıklardan, ülke ve vatandaşlarımız için yeni yeni siyasi, sosyal ve ekonomik sorunların yaşanmayacağı güçlü Türkiye fırsatının çıkmasının toplumsal fayda olduğunu düşünüyorum.

Bu vesile ile Kütahya iş dünyasına aileleri ile birlikte sağlıklı günler, iş hayatında verimli kazançlar dilerim.  25/10/2016

Nafi Güral

Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası

Yönetim Kurulu Başkanı