Yönetim Felsefesi

Yılların kazandırdığı tecrübelerimi paylaşabilmek amacıyla kaleme aldığım bu satırlar, umarım okuyanlara yararlı olur.

Hayat ayna gibidir, yüreğinizde hangi duygu,  beyninizde hangi fikir var ise  yüzünüzde onu görür, onu yaşarsınız. Bu nedenle, yüreğinizi ve beyninizi önemseyin.  Bu iki faktörün, herkesin bildiği önemini burada  anlatmak gerekmez.

Madem yönetim felsefesini anlatacağız, öncelikle yöneteceğimiz  kurum yani şirket nedir? Anlamaya çalışalım.

“Şirkete hayat veren en önemli faktör, insandır”

Şirketin, ne anlam ifade ettiğini bilmek çok önemlidir. Şirket, canlı bir varlık değil, sadece bir semboldür. Ona hayat veren ise, insan faktörüdür.

Şirketine hayat verenler, ne kadar eğitimli, bilgili, iyi niyetli, çalışkan, başarma arzusu ile dolu, analitik düşünebilen ve lider vasıflarına sahip iseler, şirket de, o ölçüde güçlü, itibarlı ve başarılı olur. Onun için, değerli bir marka kendiliğinden ortaya çıkmakta ve bu değerli markadan tüm paydaşları da yararlanmaktadır.

Şirketi yönetenlerin,  neden bu göreve layık görüldüklerini anlamaları çok önemlidir. Özel sektörde, hiç bir yönetici, ahbap çavuş ilişkisi ile hatır için mevki sahibi olmaz. Layık olduğuna inanıldığı için, bulundukları mevkilere layık görülürler.

“Başarı, disiplinli ekip çalışması ile elde edilir”

Mevki sahibi olmuş yöneticiler de, kendilerine duyulan güveni boşa çıkarmayacak şekilde sistemli çalıştıkları gibi, alt kadrolarının da sistem içinde çalışmalarını sağlarlar. Çünkü bilirler ki, başarı disiplinli ekip çalışması ile elde edilir.

“Nelere dikkat edilmeli?”

– Planlamaya önem verilmeli, işin gerektirdiği planlama yapılmalı. Bu konuda  yapılması gerekenleri  satır başları ile söylersek;

İş süreçleri yönetimi planlaması  yapılmalı, şöyle ki;

– Yönetim organizasyon şeması yapılmalı,

Kurumsal yapı anlayışı ile  alt kadrolardaki  birim çalışanlarının ve süreç yöneticilerinin organizasyon şemasındaki görevleri, yetki ve sorumlulukları, uzmanların da fikri alınarak belirlenmeli,

–  Şirket bünyesinde dâhili/harici iletişim ve haberleşme merkezi oluşturulmalı, tüm  gelen giden yazışmalar bu merkezden yönetilmeli,

–   Bütçelemeye, gereken önem verilmeli, uygulanması takip edilmeli,

– Raporlamaya, gereken önem verilmeli. İdari (yönetsel)  raporlama  yapılmalı, teknik (üretim) raporlama takip edilmeli,

– Hiyerarşi kurallarına uyum kuralları belirlenmeli,

. Öneri sistemi oluşturulmalı,

. Beyin fırtınası yapılmalı,

Burada belirttiğimiz satır başları, en ince ayrıntısına varıncaya kadar, yazılı kurallar haline getirilmeli. Süreçte görev yapacak ilgili sorumlulara, tebliğ edilmeli,  belirlenen  zaman aralığında, ilgili sorumluların kendi aralarında yapacakları süreç değerlendirme toplantılarına  müteakip, tepe yöneticilerinin katılacağı toplantıda süreçler değerlendirilmeli,

“Şef ne kadar başarılı ise, orkestra da o kadar başarılı olur”

Burada yazılanların yapılmasını talimatlandırmak,  uygulanmasını takip ettirmek, liderin görevidir. Unutulmamalı ki, Liderleri olmayan hiç bir kurumun ve kurum paydaşlarının gelişmesi mümkün değildir. Liderleri yoksa  şirketler ya yerinde sayarlar, ya da gerilerler

Lideri anlatırken, bir örnek ile misal verelim. Mesela bir orkestrayı örnek alabiliriz;

Orkestranın değeri, şefi ile ölçülür.

Şef, o orkestranın lideridir.

Şef, hiç bir enstrüman çalmaz, parça yorumlamaz.

Her bir orkestra elemanı, sadece kendi görevi kadar katkı sağlarken, orkestra şefi, eserin tamamını bilmek, orkestra elemanlarını ve yorumcularını elindeki çubuk ile  yönlendirilmekle sorumludur.

Şef, hiç bir zaman her hangi bir orkestra elemanının yaptığını yapmaz, yaparsa, zaten şef olmaz.  Unutulmamalıdır ki; şef ne kadar başarılı ise, orkestra o kadar başarılı kabul edilir.

“Lider, nasıl olmalı?”

Lideri biraz anlatmak gerekirse, “lider” demek, sadece otoriter olmak  demek değildir.  Otoriter yönetimin dayanağı, korku ve tehdit ortamıdır. Korku ve tehdit ortamında, kimse mutlu olmayacağı için, iş çıkmaz, adam yetişmez ve şirket gelişmez.

Lider, ekibindeki çalışanları  için bir güvence ve koruyucu olduğunu hissettiren, “hata benimdir, başarı çalışanlarımızındır” diyebilendir.

Lider, öğrenen, öğrendiklerini öğreten, özverili olan, örnek alınan  kişidir. Lider, yeni liderler yetişmesine ortam ve fırsat hazırlayandır.

Zanaatkârların, zanaatlarının püf noktasını öğretmemesi kötü bir örnektir, bu anlayıştaki zanaatkârlardan  lider olmaz.

Herkes lider olamaz, zira genlerinde yoksa, lider olmak istemiyorsa, lider olmak istese bile, kurallarını uygulamıyorsa, asla  lider olamayacağı  gibi, fırsat verilmezse, fırsat yakalayamazsa veya fırsatı kullanamazsa, yine lider olamaz.

“Kurumsal yapı olmazsa, başarı da olmaz”

Sadece şirketlerin değil, aileden başlayıp, devlet yönetimine kadar bütün kurumlarım kurumsallaşması ve lideri bulunması halinde ancak başarı elde edilir.

  • Kurumsal yapı olmazsa, başarı olmaz.
  • – Kurumsallaşmanın çatısında lider vardır,
  • – Lider olmak isteyenler, kurumsal yapıya sıkı sıkıya bağlı olmalıdır,
  • – Kurumsallaşmanın temelinde birey değil, ekip vardır,
  • – Ekibiniz ne kadar güçlü ise, başarınız o oranda artar,
  • – Kendinize güveniyorsanız, adam yetiştirip, yararlanırsınız,
  • – Kendinize güvenmiyorsanız, alt kadrolarınızdan korkarsınız, adam yetiştirmezsiniz,

Deniz kaptanlarından örnek vermek gerekirse, 3 kategoride kaptan vardır:

1- Kıyı kaptanı, yani kıyılarda dolaşan teknelerin kaptanı,

2- Açık deniz kaptanı, yani Marmara’da, Karadeniz’de ve Ege’de dolaşan kaptan,

3- Uzun yol kaptanı, yani okyanus geçen kaptan.

Kıyı kaptanına, kendisini geliştirme fırsatı vermezseniz, olduğu yerde kalır, açık deniz kaptanı olamaz. Aynı şekilde, açık deniz kaptanına fırsat vermezseniz, uzun yol (yani okyanus geçen) kaptanı olamaz.

“Kurumsallaşmanın önemi”

  • Kurumsallaşmanın temelinde, profesyoneller vardır. Profesyonellerin önemini reddedenler, kurumsal yapıyı reddetmiş olurlar

Kurumsal yapının temeli olarak;

  • Ekip çalışması,
  • Karar vermek değil, ortak karar alınması,
  • Katılımcı ve paylaşımcı ruha sahip olunması,
  • Çalışanların, kurumu ve yöneticileri benimsemesi,
  • Çalışanların mutluluğu,

En önemli faktörler olarak algılanmalıdır.

Kurumsal yapının temelini oluşturan profesyonel kimdir?

İş dünyasında en çok konuşulan konuların içinde “profesyonel yönetici” tanımlaması, önemli bir yer işgal eder. Peki, kimdir profesyonel?

“Profesyonel kimdir?”

Şirketini seven,

Çalışanlarına değer veren,

Kendine güvenen,

Muhataplarına güven veren,

Kendisini iyi yetiştirmiş,

İş bilen, problem çözen,

Mütevazi, makamını hazmedebilen,

Hedefleri olan, gerçekleştirebileceği hayalleri olan,

Bilgilerini daima güncelleyen, bilgilerini paylaşan,

İş ahlakı olan,

Saygı duyan, Saygı duyulan,

Hesap yapmayı bilen,

Sosyal aile yapısı ile örnek alınan kişiler,

İyi profesyoneldir, aynı zamanda liderdir.

 “Profesyonelleri liderler yetiştirir”

Profesyonel kim değildir?

İşin cambazı,

Dün karar verip, bugün şirketini bırakan,

Fırsatını buldukça, “şapkamı alır giderim” diyen,

Ve saydığım profesyonelin özelliklerini taşımayanlar, profesyonel değildir, lider hiç değildir.

Bu kişiler, lider görmeden çalışmış, kendisini bir şey zanneden, başarı grafikleri zik zak çizen kişilerdir.

Kendi işlerini beceremeyen bazı profesyoneller, başarısızlıklarını, kendilerinde aramak yerine, “mazeret senaryoları” yazarlar. Bu kategorideki profesyoneller, yazdıkları senaryolarla, aslında, hem şirketlerine, hem de kendilerine zarar verdiklerini bile bilmezler.

“Çok çalışanlar, işini sevenler, azimli olanlar, iş hayatında yükselenlerdir”

İş hayatında yükselenlere bakarsak; çok çalıştıklarını, işlerini sevdiklerini, başarmaya ve yükselmeye azimli olduklarını görürüz.

  

Nafi GÜRAL

Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası (KUTSO)

Yönetim Kurulu Başkanı

İŞ DÜNYASI TEMSİLCİLERİNE ALTIN ÖĞÜTLER

“Türkiye’nin büyümesi, takdir edilecek bir sonuçtur”

Türkiye, 2017 yılı ikinci döneminde % 5’ten fazla büyüme başarısını gösterdi. Batı ülkelerinin zayıf bir Türkiye yaratma gayretlerine yönelik baskı ve tehditlerine rağmen, Türkiye’nin büyümesinin takdir edilecek bir sonuç olduğunu kabul etmek lazım.

“KOBİ’ler ülke kalkınmasının temel taşlarıdır”

KOBİ’ler ülkelerin kalkınmışlığı ve zenginliğinin göstergesidir. KOBİ’ler, değişen piyasa koşullarına hızlı uyum yetenekleri, esnek üretim yapıları, bölgeler arasında dengeli büyüme, işsizliğin azaltılması ve yeni iş alanları açılmasındaki katkıları gibi bir dizi olumlu özellikleri nedeniyle, ülkelerin ekonomik ve sosyal kalkınmasının temel taşlarıdır.

 Ülkemizde de işletmelerin yüzde 99,9’unu oluşturan KOBİ’lere baktığımızda;

 3.175.000 işletme,

3.172.000 KOBİ %99,9,

3.000 civarında büyük işletme olduğunu görürüz.

KOBİ’lerle ilgili diğer rakamlara da göz atarsak, KOBİ’ler;

Toplam istihdamın yüzde 78’ini,

Toplam satışların yüzde 65,5’ini,

Toplam katma değerin yüzde 55’ini,

Toplam yatırımların yüzde 50’sini,

Toplam ihracatın yüzde 30,1’ini, gerçekleştirirken,

Toplam kredilerin ancak yüzde 24’ünü kullanabilmektedirler.

 

Bu rakamlar, KOBİ’lerin Türkiye ekonomisindeki önemli rolünü açıkça göstermektedir.

 

Bu önemli özelliklerinin yanı sıra, KOBİ’lerin yaşadıkları ve çözmeleri gereken birtakım sorunları da bulunmaktadır.

 

KOBİ’lerin öncelikli sorunu, öz kaynak yetersizliği ve kredi teminindeki güçlüklerden oluşan finansal sorunlardır. Yapısal, yönetim, üretim ve yeni teknolojilere uyum sorunları, düşük kapasiteyle çalışma, tedarik ve stoklama, bilgi desteği ve teknik yardım, pazarlama ve rekabet, yeni yatırım yapamama, Gümrük Birliği’ne uyum, yasal düzenlemelerde yetersizlik ve bürokratik engeller gibi sorunlar da, KOBİ’lerin yaşadığı veya yaşaması muhtemel diğer problemleri oluşturmaktadır.

 

“KOBİ’lerimizi ve tüm işlerimizi, işletmelerimizi büyütmeliyiz”

Her zaman söylediklerimizi tekrarlarsak, işletmelerimizi büyütmeliyiz.

Peki ama nasıl?

Başarılı olmak isteyenlerin, başarıyı istemeleri, olmazsa olmaz mecburiyettir, çünkü başarı, başarıyı isteyenler tarafından elde edilir.

 

“Başarı, başarıyı isteyenler tarafından elde edilir”

Gelişeceğinize, başaracağınıza dair inancınız ve hedefleriniz varsa, hayallerinizden asla vazgeçmiyorsanız, başarı ve mutlu son sizin olacaktır. Eğer yenileceğini düşünüyorsan, yenilirsin. Girişmeye cesaretin yoksa girişemezsin. Başarmak ister ama başaramayacağını düşünürsen, başaramazsın. Zafer, her zaman daha güçlülerin değil, kazanacağına inananlarındır. İşini geliştirmeye niyet eden, ancak geliştiremediği için mazeretler yaratmak, kaybetmek için doğanların işidir.

 

“Yeniliklere açık olmalı, doğru hesap yapmalısınız”

Yeniliklere açık olmak önemlidir. Unutmayın ki, insanları, firmaları, dünyayı vb. değiştiren ve geliştiren olgu yeniliklerdir, inovasyondur. Hesap yapma mantığı sahibi olmak lazım. Unutmayalım ki, hesabını bilmeyen kişiler ve firmaların, hatta devletlerin sonu hüsrandır.

 

“Hep pozitif olun ve kendinize güvenin”

Hep pozitif düşünmelisiniz. Felaket senaryolarına itibar etmeyin. Pozitif düşünemeyenler, kendilerini olumsuzluğa mahkûm ederler. “Kimse yapamaz ben yaparım, kimse bilemez ben bilirim” sözlerindeki derin anlamın, kişinin kendisine güveninin temeli olacağı bilinmeli.

 

“Zengin tecrübelerden yararlanın”

Sormak, sorarak öğrenmek ayıp değil, başkalarının tecrübelerinden yararlanmaktır. Doğru bilgi sahibi olanlara sormaktan çekinmeyin. Dinlemeyi bilmek önemlidir, dinlemeyen anlayamaz, öğrenemez. Ne kadar dikkatli dinler, mümkünse not alırsanız, algılamanız güçlü olur. Literatür taraması yapma, araştırma ve tabii ki geliştirme çok önemlidir.

 

“Ya yol bulun, ya da yol açın”

Zorluklar, imkânsızlıklar karşısında Hannibal’ın “Ya yol bulacağım, ya yol açacağım” sözlerini hatırlayın ve gereğini yapın.

 

“Zoru başarmak kolaydır, imkânsızı başarmak azim ister”

Başarıyı isteyin. Zorluklara karşı gelin, imkânsızı başarmayı imkânsız görmeyin, zoru başarmak kolaydır, imkânsızı başarmak azim ister.

 

Makul ve mantıklı hayallerinize ulaşabileceğinize, önce kendiniz inanın. Kendinize güvenin, sıfırdan kendi işini kurmuş çok örnekler vardır.

 

“Hayallerinize inanın ve hedeflerinizi belirleyin”

Hayallerinizi çevrenizdeki doğru insanlarla paylaşın, sizi anlayanlara yakın, hafife alanlardan ve durağan yapıda olanlardan uzak durun. Durağan kişiler sizi de durağanlaştırır. Çünkü kendileri durağan oldukları için, çevrelerindekilerin de kendileri gibi olmalarını isterler.

 

Hedefleriniz olmazsa, nereye gideceğiniz belli değildir. Nereye gideceğiniz belli değilse, hangi yoldan gideceğiniz de önemli değildir.

 

Büyük düşünmeniz lazım. Büyük işler, büyük düşünenler tarafından başarılmıştır. Küçük düşünenler, küçük kalmaya mahkûmdur.

 

Daima büyük düşünün derken, merdivenlerin ağır ağır ve de emin adımlarla çıkılması gerektiği unutulmamalıdır.

 

“Ayağınızı yere sağlam basın, ancak gözünüzü zirvelere dikin”

Ayağınız yere sağlam basıp, gözünüzü zirvelere dikmek gerektiğini unutmayın. Başarı yolculuğunuz, asla cahil cesareti olmamalıdır.

 

Güven vermek, güvenilir olmak,  güven duymak şüphesiz çok değerli özelliklerdir. Hepimiz bu vasıflara sahip insanlar olmayı ilke edinmeliyiz. Alım, satım, ticaret, ortaklık,  vb. gibi menfaat paylaşımı aşamasında güven ne kadar önemli ise, bunları imza altına almak da o kadar önemlidir. Yasalar güvene değil belgeye bakar. Güvene dayalı yaptığınız işlemler için şahitleriniz olsa bile, imzalı belgeniz yok ise, yasa sizi koru(ya)maz. En yakınınızdaki, en güvendiğiniz kişi(ler) ile dahi  “sadece güvene değil, imzalanmış belgeye bağlı” iş ve işlemler yapılmalıdır.  Belgesiz yaptığınız iş veya işlem, taraflardan birisine ne kadar önemli menfaat sağlıyorsa, diğer tarafın zarar görmesi ihtimali de o kadar artar.

 

Belgesiz yaptığınız iş ve işlemlerden zarar görmeniz halinde, hem zarara uğradığınıza,  hem de dostunuzu, yakınınızı kaybettiğinize yanarsınız. Güvendiğiniz kişilerle aranızdaki işlemlerde “belgelemek” talebi yadırganmamalıdır. İmzalanmış belge, tarafları koruyan teminattır.

 

“Asla taklit eden olmayın”

Asla taklit eden olmayın. Taklit ediliyorsanız,  üzülmek yerine memnun olmalısınız. Sizi taklit edenlerden üstünsünüz ki taklit ediliyorsunuz. Taklit etmek, kişilik bozukluğudur. Çevrenize bakın, kendine güveni, bilgisi, becerisi,  cesareti olmayanların taklitçi olduklarını görürsünüz. İlginçtir ki, taklitçiler, taklit ettikleri kişilerin davranışlarını sanki kendi özellikleri gibi gösterip, övünmekten de geri kalmazlar. Sadece kişiler taklit edilmez. Ekonomik değerler, sosyal değerler, kariyer, mesleki değerler vb. taklit edildiğini çokça görürüz. Kendi yaratıcı güçlerini keşfetmeye çalışmak yerine, taklitçiliği benimseyenler, kendilerine zarar verdiklerinin farkında bile değillerdir. Kabul etmek gerekir ki, taklitçilerin yetenekleri ve yaratıcı güçleri olsa zaten kullanırlar, olmadığı için taklit ederler, İlginçtir, mahcup da olmazlar. Taklit edilmek üzüyor ve zarar veriyorsa, taklit etmek de diğerini aynı şekilde üzer ve zarar verir.

 

Ailemiz için, şehrimiz için, ülkemiz için katma değer yaratmak görevimizin bilinciyle, var gücümüzle çalışmak zorunda olduğumuzun farkındayız.”

 

Nafi GÜRAL

KUTSO Yönetim Kurulu Başkanı

 

 

Eğer yenileceğini düşünüyorsan, yenilirsin

Türkiye, 2017 / 2. Dönemde %5 den fazla büyüme başarısını gösterdi. Batı ülkelerinin zayıf bir Türkiye yaratma gayretlerine yönelik baskı ve tehditlerine rağmen Türkiye’nin büyümesi takdir edilecek bir sonuç olduğunu kabul etmek lazım.

KOBİ’ler ülkelerin kalkınmışlığı ve zenginliğinin göstergesidir

KOBİ’ler; değişen piyasa koşullarına hızlı uyum yetenekleri, esnek üretim yapıları, bölgeler arasında dengeli büyüme, işsizliğin azaltılması ve yeni iş alanları açılmasındaki katkıları gibi bir dizi olumlu özellikleri nedeniyle, ülkelerin ekonomik ve sosyal kalkınmasının temel taşlarıdır.

Ülkemizde de işletmelerin yüzde 99,9 unu oluşturan KOBİ’lere baktığımızda,

3.175.000 işletme

3.172.000 Kobi %99,9

3.000 civarında büyük işletme olduğunu görürüz.

Kobilerle ilgili diğer rakamlara da göz atarsak, Kobiler;

Toplam istihdamın yüzde 78’ini,

Toplam satışların yüzde 65,5’ini,

Toplam katma değerin yüzde 55’ini,

Toplam yatırımların yüzde 50’sini,

Toplam ihracatın yüzde 30,1’ini, gerçekleştirirken,

Toplam kredilerin ancak yüzde 24’ünü kullanabilmektedirler.

Bu rakamlar, KOBİ’lerin Türkiye ekonomisindeki önemli rolünü açıkça göstermektedir.

Bu önemli özelliklerinin yanı sıra, KOBİ’lerin yaşadıkları ve çözmeleri gereken birtakım sorunları da bulunmaktadır.

KOBİ’lerin öncelikli sorunu öz kaynak yetersizliği ve kredi teminindeki güçlüklerden oluşan finansal sorunlardır. Yapısal, yönetim, üretim ve yeni teknolojilere uyum sorunları, düşük kapasiteyle çalışma, tedarik ve stoklama, bilgi desteği ve teknik yardım, pazarlama ve rekabet, yeni yatırım yapamama, Gümrük Birliği’ne uyum, yasal düzenlemelerde yetersizlik ve bürokratik engeller gibi sorunlar da KOBİ’lerin yaşadığı veya yaşaması muhtemel diğer problemleri oluşturmaktadır.

Her zaman söylediklerimizi tekrarlarsak, işletmelerimizi büyütmeliyiz.

Peki ama nasıl?

Başarılı olmak isteyenlerin başarıyı istemeleri olmazsa olmaz mecburiyettir, çünkü başarı, başarıyı isteyenler tarafından elde edilir,

Gelişeceğinize, başaracağınıza dair inancınız ve hedefleriniz varsa, hayallerinizden asla vazgeçmiyorsanız, başarı ve mutlu son sizin olacaktır

Eğer yenileceğini düşünüyorsan, yenilirsin

Girişmeye cesaretin yoksa, girişemezsin,

Başarmak ister ama başaramayacağını düşünürsen, başaramazsın,

Zafer her zaman daha güçlülerin değil, kazanacağına inanlarındır,

İşini geliştirmeye niyet eden, ancak geliştiremediği için mazeretler yaratmak, kaybetmek için doğanların işidir,

Yeniliklere açık olmak önemlidir. Unutmayın ki, insanları, firmaları, dünyayı vb. değiştiren, geliştiren olgu yeniliklerdir, inovasyondur.

Hesap yapma mantığı sahibi olmak lazım. Unutmayalım ki hesabını bilmeyen kişiler, firmalar hatta devletlerin sonu hüsrandır.

Hep pozitif düşünmelisiniz. Felaket senaryolarına itibar etmeyin. Pozitif düşünemeyenler kendilerini olumsuzluğa mahkum ederler.

“Kimse yapamaz ben yaparım, kimse bilemez ben bilirim” sözlerindeki derin anlamın, kişinin kendisine güveninin temeli olacağı bilinmeli.

Sormak, sorarak öğrenmek ayıp değil, başkalarının tecrübelerinden yararlanmaktır. Doğru bilgi sahibi olanlara sormaktan çekinmeyin.

Dinlemeyi bilmek önemlidir, dinlemeyen anlayamaz, öğrenemez. Ne kadar dikkatli dinler, mümkünse not alırsanız, algılamanız güçlü olur

Literatür taranması araştırma ve tabii ki geliştirme çok önemlidir

Zorluklar, imkansızlıklar karşısında Hannibal’ın “Ya yol bulacağım, ya yol açacağım” sözlerini hatırlayın ve gereğini yapın

Başarıyı isteyin, zorluklara karşı gelin, imkânsızı başarmayı imkânsız görmeyin, zoru başarmak kolaydır, imkansızı başarmak azim ister.

Makul ve mantıklı hayallerinize ulaşabileceğinize önce kendiniz inanın. Kendinize güvenin, sıfırdan kendi işini kurmuş çok örnekler vardır.

Hayallerinizi çevrenizdeki doğru insanlarla paylaşın, sizi anlayanlara yakın, hafife alanlardan ve durağan yapıda olanlardan uzak durun. Durağan kişiler sizi de durağanlaştırır. Çünkü kendileri durağan oldukları için, çevrelerindekilerin de kendileri gibi olmalarını isterler.

Hedefleriniz olmazsa, nereye gideceğiniz belli değildir. Nereye gideceğiniz belli değilse, hangi yoldan gideceğiniz de önemli değildir

Büyük düşünmeniz lazım. Büyük işler büyük düşünenler tarafından başarılmıştır. Küçük düşünenler, küçük kalmaya mahkumdur.

Daima büyük düşünün derken, merdivenlerin ağır ağır ve de emin adımlarla çıkılması gerektiği unutulmamalıdır.

Ayağınız yere sağlam basarak, gözünüzü zirvelere dikmek gerektiğini unutmayın. Başarı yolculuğunuz asla cahil cesareti olmamalıdır

Güven vermek, güvenilir olmak,  güven duymak şüphesiz çok değerli özelliklerdir. Hepimiz bu vasıflara sahip insanlar olmayı ilke edinmeliyiz

Alım, satım, ticaret, ortaklık,  vb. gibi menfaat paylaşımı aşamasında güven ne kadar önemli ise, bunları imza altına almak ta o kadar önemlidir. Yasalar güvene değil belgeye bakar. Güvene dayalı yaptığınız işlemler için şahitleriniz olsa bile, imzalı belgeniz yok ise, yasa sizi koru(ya)maz

En yakınınızdaki, en güvendiğiniz kişi(ler) ile dahi  “sadece güvene değil, imzalanmış  belgeye bağlı” iş ve işlemler yapılmalıdır.  Belgesiz yaptığınız iş veya işlem, taraflardan birisine ne kadar önemli menfaat sağlıyorsa, diğer tarafın zarar görmesi ihtimali  de o kadar artar

Belgesiz yaptığınız iş ve işlemlerden zarar görmeniz halinde hem zarara uğradığınıza,  hem de dostunuzu, yakınınızı kaybettiğinize yanarsınız. Güvendiğiniz kişilerle aranızdaki işlemlerde “belgelemek” talebi yadırganmamalıdır. İmzalanmış belge, tarafları koruyan teminattır.

Asla taklit eden olmayın,

Taklit ediliyorsanız,  üzülmek yerine memnun olmalısınız,

Sizi taklit edenlerden üstünsünüz ki taklit ediliyorsunuz

Taklit etmek, kişilik bozukluğudur.

Çevrenize bakın, kendine güveni, bilgisi, becerisi,  cesareti olmayanların taklitçi olduklarını görürsünüz

İlgiçtir. Taklitçiler, taklit ettikleri kişilerin davranışlarını sanki kendi özellikleri gibi gösterip, övünmekten de geri kalmazlar.

Sadece kişiler taklit edilmez.

Ekonomik değerler, sosyal değerler, kariyer, mesleki değerler vb. taklit edildiğini çokça görürüz

Kendi yaratıcı güçlerini keşfetmeye çalışmak yerine taklitçiliği benimseyenler, kendilerine zarar verdiklerinin farkında bile değillerdir.

Kabul etmek gerekir ki taklitçilerin yetenekleri ve yaratıcı güçleri olsa zaten kullanırlar, olmadığı için taklit ederler, İlginçtir, mahcup da olmazlar

Taklit edilmek üzüyor ve zarar veriyorsa, taklit etmek te diğerini aynı şekilde üzer ve zarar verir.

Ailemiz için, şehrimiz için, ülkemiz için katma değer yaratmak görevimizin bilinci ile var gücümüzle çalışmak zorunda olduğumuzun farkındayız.

İŞLETMELERE TAVSİYELER

BAŞKANDAN

İŞLETMELERE TAVSİYELER

 

Ülkemizde güzel şeyler olmaya başladı. TL/döviz paritelerine baktığımızda Türk Lirasının değer kazandığını görüyoruz. Bu sonuçların ekonominin iyiye gittiğinin işaretleri olduğunu düşünüyorum.

2017 yılı ikinci çeyrek sonuçlarının da, bir önceki dönemden daha iyi olacağını düşünüyor, %5’lerden fazla büyüme bekliyorum.

2019 lafını çok işitiyorsunuz. Gerçekten Türkiye için dönüm noktası olacak bu tarihin ülkemiz yararına sonuçlanması için devletimiz start verdi, işler yolunda diyebileceğimiz sonuçları görüyoruz. Bu sonuçları, hem kendi işlerimde görüyorum, hem de benim için ölçü kabul ettiğim ambalaj ve taşıma sektöründeki canlılığa bağlıyorum.

Yılların kazandırdığı tecrübelerimi paylaşabilmek amacıyla kaleme aldığım bu satırların, okuyanlara 2019 yolculuğunda yararlı olmasını diliyorum.

Hayat ayna gibidir, yüreğinizde hangi duygu, beyninizde hangi fikir var ise yüzünüzde onu görür, onu yaşarsınız. Bu nedenle yüreğinizi ve beyninizi önemseyin. Bu iki faktörün herkesin bildiği önemini burada anlatmak gerekmez.

Madem yönetim felsefesini anlatacağız, öncelikle yöneteceğimiz kurum yani şirket nedir? Anlamaya çalışalım.

ŞİRKETİN/FİRMANIN YAPISI

Şirketin/Firmanın ne anlam ifade ettiğini bilmek çok önemlidir. Şirket canlı bir varlık değil, sadece bir semboldür. Ona hayat veren insan faktörüdür.

Şirketine/Firmasına hayat verenler ne kadar eğitimli, bilgili, iyi niyetli, çalışkan, başarma arzusu ile dolu, analitik düşünebilen ve lider vasıflarına sahip iseler, şirket o ölçüde güçlü, itibarlı ve başarılı olduğu için değerli bir marka kendiliğinden ortaya çıkmakta ve bu değerli markadan tüm paydaşları ile birlikte yararlanmaktadır.

Şirketiniz/firmanız sanayi kuruluşu ise, sanayi kuruluşları penceresinden bakmakta yarar var. Öncelikle üretim aşamasını satır başları ile ifade etmeye çalışırsak;

– Planlamaya önem verilmeli, işin gerektirdiği planlama yapılmalı. Bu konuda yapılması gerekenleri satır başları ile not edersek,

İş süreçleri yönetimi planlaması yapılmalı, şöyle ki;

– Yönetim Organizasyon şeması yapılmalı,
Kurumsal yapı anlayışı ile alt kadrolardaki birim çalışanlarının ve süreç yöneticilerinin organizasyon şemasındaki görevleri, yetki ve sorumlulukları, uzmanların fikri alınarak belirlenmeli.

– Şirket bünyesinde dâhili/harici iletişim ve haberleşme merkezi oluşturulmalı, tüm gelen giden yazışmalar bu merkezden yönetilmeli.

– Üretim planlaması yapılmalı
. Çeşit olarak işletmeyi ve iş ortağını mutlu etmeli, rahatsız etmemeli,
. Üretimde, piyasaya uygun azami ciro hedeflenmeli,
. Ham madde planlaması yapılmalı,
. İşletme malzemeleri planlaması yapılmalı,
.Yedek parça planlaması yapılmalı,
. Maliyet parametreleri sürekli olarak kontrol altında tutulmalı.

– Bütçelemeye gereken önem verilmeli, uygulanması takip edilmeli. Bütçe yaparsanız banka girdabına kapılmazsınız. Banka kredisini doğru kullanırsanız, çok önemli bir kaynak olur. Bilinçsiz kullanırsanız zarar verir, hatta sizi yok edebilir.

⁃ Banka kredisi gelir getirecek yatırım için kullanılmalı. İşletme sermayesi olarak kullanırsanız, çok zarar görürsünüz. Bugün için banka kredilerinin maliyeti %15’ten fazla. Cironuza bakın, cironuzun yüzde kaçı kadar net kâr elde ediyorsunuz? Göreceksiniz ki, banka maliyeti sizin kârınızdan fazla olacaktır.

– Raporlamaya gereken önem verilmeli. İdari (yönetsel) raporlama yapılmalı, teknik (üretim) raporlaması takip edilmeli

⁃ Şirketinizin performansını aylık olarak hesaplamalısınız. Basit bir örnek vermek gerekirse işyerinde dönen değerleri bir tarafa, işinizle ilgili borçları diğer tarafa yazın, aradaki farkı önceki ay ile mukayese edin, sonuç sizi mutlu edecek miktarda olumlu ise, ne âlâ, değilse hemen tedbir almalısınız.

. Öneri sistemi oluşturulmalı, özellikle çalışanlarınızdan gelecek öneriler, çok değerli kazanımların kaynağı olabilir.

. Her yıl beyin fırtınası yapılmalı, göreceksiniz; firmanızın gelişmesine katkı sağlayacak fikirler ortaya çıkacaktır.

Burada not ettiğimiz satır başları, en ince ayrıntısına varıncaya kadar yazılı kurallar haline getirilmeli. Süreçte görev yapacak ilgili sorumlulara tebliğ edilmeli, belirlenen zaman aralığında, ilgili sorumluların kendi aralarında yapacakları süreç değerlendirme toplantılarına müteakip, tepe yöneticilerin katılacağı toplantıda süreçler değerlendirilmeli.

PAZARLAMA çok önemlidir. Ne kadar fazla, ne kadar kaliteli üretirsen üret, satamadıktan sonra bir işe yaramaz. Satış yaparken ucuz fiyat, uzun vade değil, emsallerinden farklı ürün ve strateji geliştirilmelidir.

İHRACAT çok önemli, yapıyorsanız geliştirmelisiniz, değilse, bir şekilde fırsat yaratmaya çalışmalısınız.

MUHASEBE gerçekleri yansıtmalı, yasal zorunluluk olarak değil, kendiniz için muhasebe tutmalısınız.

SATIN ALMA çok önemli, tek kriter ucuzluk olmamalı, ürününüze değer katacak, dolayısıyla size kâr sağlayacak satın alma yapmalısınız.

İŞ ORTAKLARINIZ (yani bayileriniz) varsa, kâr ediyor olmasına dikkat etmelisiniz, kâr edemiyor, hatta zarar ediyorsa, size borçlarını ödeyemediği gibi müşteri kaybetmiş olursunuz.

BİLGİ TEKNOLOJİLERİ KULLANIMI, çok önemli, artık klasik usulle iş yapmak imkânsız.
Burada yazılanların yapılmasını talimatlandırmak, uygulanmasını takip ettirmek, liderin görevidir. Üyelerimizin, çoğunluğunun kendi işinin lideri olduğunu kabul edersek, unutulmamalı ki, liderleri olmayan hiç bir kurumun ve kurum paydaşlarının gelişmesi mümkün değildir. Liderleri yoksa, firmalar ya yerinde sayarlar, ya da gerilerler.

Lider, öğrenen, öğrendiklerini öğreten, özverili olan, örnek alınan kişidir. Lider, yeni liderler yetişmesine ortam ve fırsat hazırlayandır.

Herkes lider olamaz, zira genlerinde yoksa lider olmak istemiyorsa, lider olmak istese bile kurallarını uygulamıyorsa, asla lider olamayacağı gibi, fırsat verilmezse, fırsat yakalayamazsa veya fırsatı kullanamazsa lider olamaz.
KURUMSALLAŞMA çok önemlidir.
Sadece şirketlerin değil, aileden başlayıp devlet yönetimine kadar bütün kurumlarım kurumsallaşması ve lideri bulunması halinde ancak başarı elde edilir.

• Kurumsal yapı olmazsa, başarı olmaz,

– Kurumsallaşmanın çatısında lider vardır,
– Kurumsallaşmanın temelinde birey değil, ekip vardır,
– Ekibiniz ne kadar güçlü ise başarınız o oranda artar,
– Ekibinizde ön saflarda görev verdiğiniz elemanlarınız, kendilerine güveniyorlarsa, adam yetiştirip, şirkete dinamizm katarlar.
– Kendilerine güvenmiyorlarsa, alt kadrolarından korkar, adam yetiştirmez, firma güdük kalmaya mahkûm olur.

• Kurumsallaşmanın temelinde profesyoneller vardır. Profesyonellerin önemini reddeden patronlar, kurumsal yapıyı reddetmiş olurlar.

Kurumsal yapının temeli olarak;

• Ekip çalışması,
• Karar vermek değil, ortak karar alınması,
• Katılımcı ve paylaşımcı ruhlu olması,
. Çalışanların kurumu ve yöneticileri benimsemesi,
• Çalışanların mutluluğu,

En önemli faktörler olarak algılanmalıdır.

Kurumsal yapının temelini oluşturan profesyonel kimdir?

İş dünyasında en çok konuşulan konuların içinde “profesyonel yönetici” tanımlaması önemli bir yer işgal eder. Peki, kimdir profesyonel?

Şirketini seven,
Çalışanlarına değer veren,
Kendine güvenen,
Muhataplarına güven veren,
Kendisini iyi yetiştirmiş, iş bilen,
Problem çözen,
Mütevazi,
Makamını hazmedebilen,
Hedefleri olan,
Gerçekleştirebileceği hayalleri olan,
Bilgilerini daima güncelleyen,
Bilgilerini paylaşan,
İş ahlâkı olan,
Saygı duyan,
Saygı duyulan,
Hesap yapmayı bilen,
Sosyal hayatı ve aile yapısı örnek alınan kişiler, iyi profesyoneldir, aynı zamanda liderdir.

Profesyonel kim değildir?
İşin cambazı,
Dün karar verip, bugün şirketini bırakan,
Fırsatını buldukça, “şapkamı alır giderim” diyen,
Ve yukarıdaki özellikleri taşımayanlar profesyonel değildir, lider hiç değildir.

Bu kişiler lider görmeden çalışmış, kendisini bir şey zanneden, başarı grafikleri zik zak çizen kişilerdir.

İş hayatında yükselen firmalara ve sahiplerine bakarsak, çok çalıştıklarını, işlerini sevdiklerini, başarmaya, yükselmeye azimli olduklarını görürüz.

İNOVASYON
Son zamanlarda sıkça duyduğumuz sihirli inovasyon kelimesinin, inovasyonu benimseyenlere sunacağı fırsatlara göz atalım.

İnovasyon sözcüğünü işitiyoruz ama acaba gereken önemi veriyor muyuz? İnovasyon, toplumsal, kültürel ve idari anlamda yeni yöntemlerin kullanılması. Veya “yeni bir şeyler ortaya koymak” olarak da tanımlanıyor.

İnovasyon bir şey keşfetmek değil, keşfedilmişleri daha verimli kullanmak için yapılan buluşlardır. Örnek vermek gerekirse;

– Simit vardı ama saraya taşındı,
– Otobüsler vardı ama 2+1 koltuklu, tv ekranlı, internetli oldu, non stop oldu, otogardan önce ve sonra servislerle semtlere ulaşım sağlandı,
– Uçak şirketleri hava alanından sonraki illere otobüs bağlantısı kurdu,
– Trenler YHT oldu,
– Satışlar internete kaydı, ikinci el, sahibinden, yemek sepeti, trendyol, gitti gidiyor, vb. siteleri, on milyonlarca belki de yüz milyonlarca dolar değere ulaştı,
– internet bankacılığı başladı,
– e-devlet uygulaması başladı,
– tekerlek icat edilmişti, bavul icat edilmişti ama ikisini bir araya Amerikalı bir pilot getirdi,

Bütün bu anlattıklarımız kendi kulvarında çok anlamlı inovasyonlar oldu.

İnovasyon artık konferans ve seminerlerde duyduğumuz bir kavram olmaktan çıkarak, hayatımızın ihmal edilemeyecek en ciddi gerçeği haline gelmiş durumda.

Siz inovasyon yapmazsanız, birileri mutlaka yapacak ve yapmayanları geçeceklerdir. Geride kalanlar ise inovasyon yaparak fırlayıp öne çıkanları, geriden takip etmek zorunda kalacaktır ve muhtemelen onları yakalayamayacaklar, sadece taklit ve takipçileri olacaklardır.

“Neden inovasyon” sorusunu kendimize soruyor muyuz? Sorarsak cevabi çok basit. Ayakta kalabilmek, rakiplere fark atarak büyümek, sektör lideri olmak için inovasyon şart.

İnovasyonun bir şirkette yeşermesi için öncelikle patronun ve yöneticilerin, sonra tüm çalışanların, bu konuda bir irade göstermesi gerekir. İnovasyona tam kadro katılım sağlayın, şirketlerde, çalışanların tamamının inovasyon sürecine katılması çok önemli bir etken. Patrondan, depo sorumlusuna kadar, herkesin inovasyon içinde olması gerekir, aksi halde, başarı elde edilemez.

DİSİPLİN
Olmazsa olmaz mecburiyetlerin başında gelmektedir. Türk insanının genlerinde disipline karşı direnç vardır. Bu direnci kırmak, liderlerin görevidir.

RAPORLAMA
Her sabah bir önceki günün olumsuzluklarını içeren satır başları liderin masasına gelmeli.

Belirlenen konularda, periyotlarda ve formatta raporlama sistemi oluşturulmalı, yorumları için format belirlenmeli.

KÖHNEMİŞ ALIŞKANLIKLAR
– Laf uçar, yazı kalır. Şirket dışındaki kişilere/firmalara anlatacaklarınızı mutlaka yazılı anlatın. Telefonla görüşseniz bile, işin önemine göre telefon teyidi yazmaya çalışın.

– Şirket ile ticari ilişkisi olan, en yakınınızdaki, en güvendiğiniz kişi(ler) ile dahi “sadece güvene değil, imzalanmış belgeye bağlı” iş ve işlemler yapılmalıdır.

– Belgesiz yaptığınız iş veya işlem, muhatabınıza ne kadar menfaat sağlıyorsa, şirketinizin zarar görmesi ihtimali de o ölçüde artar.

– Güvendiğiniz tedarikçilerinizle aranızdaki işlemlerde “belgelemek” talebi yadırganmamalıdır. İmzalanmış belge, tarafları koruyan teminattır.

HARCAMA KÜLTÜRÜ
– Harcadığınız her liranın size nasıl geri döneceğini hesaplamadan, asla harcama yapmayın.

– Satın almalarınızdaki prensipleriniz, sırası ile sağlamlık, fonksiyon ve fiyat olmalıdır. Sağlam değilse, fonksiyonel değilse, ucuz olması yarar değil, zarar getirir.

– Kazancımızı, kalitesiz mallara kaptırmayalım. Kalite üreten, diğer kaliteli rakipleri ile rekabet eden markaları seçelim. Kalitesine değil, fiyatına bakarım derseniz, kalitesiz ucuz üretimi teşvik ederek, hem firmanızın, hem de toplumun aldanmasına zemin hazırlamış olursunuz.

– Bir defa aldanıyorsak, kabahat aldatandadır. Aynı kişiye tekrar aldanıyorsak, kabahat aldanandadır ve tabi ki aldatılmaya müstahaktır.

ŞİRKET KÜLTÜRÜNE UYUM ÖNEMLİDİR
Her şirketin kurum kültürü vardır. Kurum kültürüne uyum çok önemlidir. Başka kültür içinde yetişmiş yöneticiler, başka kuruma geçtiklerinde, ister istemez uyum sorunu yaşarlar. Uyum sağlayanlar kalır, sağlayamayanlar ayrılmak zorunda kalır. Bu nedenle, işe alınacak elemanların, genç olanlarını tercih edip, kurum kültürüne göre yetiştirmek çok önemlidir.

BÜTÇE
Gerek üretim, gerekse yönetim bütçesi iş hayatının disiplinidir. Disiplinli bir yönetim oluşturmak isteyen liderler, mutlaka üretim ve yönetim bütçesi yaparlar ve samimiyetle uygulayıp sonuçlarını takip ederler. Yönetim bütçesi, üretim bütçesi temeli üzerinde inşa edildiği için, beraberce müzakere edilmesi şarttır.

MÜZAKERE
Kurumsal yapının olmazsa olmaz şartı; müzakere etmektir. Bir beyin karar veriyorsa, kararın hatasız olması ihtimali zayıf olabilir, hâlbuki birden fazla beyin ile yapılacak müzakereden, en az hatalı, belki de hatasız karar çıkar.

HATA
Tecrübenin anahtarıdır. Hata yapmaktan korkmayın ama hatalarınızı, paylaşılması gereken kişilerle paylaşın ki, onlar da bu hatayı öğrenip, aynı hatayı yapmasınlar veya hatanızın giderilmesine katkıları olsun.

Hata yapmak istemeyenler iş yapmaz, iş yapmadıkları için hata yapmazlar.

Ne kadar çok hata yaparsanız, o kadar çok tecrübe kazanırsınız. Ancak; başkalarının tecrübelerinden yararlanmak, sormak, öğrenmek faziletini gösterenler, daha az hata yapılmasına imkân sağlar.

Başkalarının bilgi görgü ve tecrübelerinden yararlanmayı reddedenlerin yaptıkları, hata olmaktan çıkar, bencillikten kaynaklanan ego kaynaklı zarar olur.

TOPLANTI ADABI
Belli periyotlarda bilgi paylaşımı toplantıları yapmak çok faydalı olur, ancak işimiz toplantı yapmak değil, iş yapmaktır, toplantıların kısa olması gerekir. Bu toplantılarda kişiler, fikirlerini ve önerilerini ifade edebilmeli, gerçekleri rahatça konuşabilmeli, konuşmaları nedeni ile kişiye tavır alınmamalıdır.

ÇALIŞKANLIK
Önemini anlatmaya gerek yok. Çalışkanlık da, tembellik de, genlerden gelen bir özelliktir. Çalışkanı tembelleştiremezsiniz ama tembeli en azından tembellikten kurtarabilirsiniz. Lider özelliği olanlar için ekibindeki (varsa) tembel kişileri tembellikten kurtarıp, onu kazanmak hiç de zor değildir.

KISKANÇLIK
İki kulvarda değerlendirilir.
Birincisi, hasetlik, bağlı olarak fesatlık duygularını ifade eder.
İkincisi, takdir etmeye bağlı özenme duygusu.
Birincisi ne kadar zararlı ise ikincisi o kadar faydalıdır.

AR-GE/ÜR-GE
Önemini tarif etmeye gerek yok. Ne kadar başarı elde edilirse, hem şirket için, hem de sektör için o kadar fayda sağlanır.

KİŞİLERE DEĞER VERME
İnsanın psikolojik temel ihtiyaçlarının en önemli halkalarından birisi, değerli olduğunu hissetmektir. Onları, hak ettikleri ölçüde övün.

TEŞEKKÜR ETME, ÖZÜR DİLEME
Hayatımızın her döneminde teşekkür etmemizi veya özür dilememizi gerektiren durumla karşılaşabiliriz. Teşekkür etmek de, özür dilemek de, erdemli insanları yüceltir.

REKABET
Rekabet pek çok alanlarda kendisini gösterir.
En zararlı rekabet, ucuz fiyat, uzun vade uygulamasında olur, en çok zararı da bizzat kendisi görür.
En verimli rekabet ise kişinin kendisi ile giriştiği rekabettir. Kişi, kendi başarıları ile yetinmeyip, yeni başarılar peşinde koşarak kendisine rakip olur. Eğer yeni başarılara imza atamıyorsa, durağanlık sürecine girmiş demektir.

Bir başka rekabet tarifi, genelde bazı insanların birbirlerine üstünlük sağlamak, diğerinin yaptığından daha iyisini yapmak olarak algılanıyor. Bir diğerine zarar vermediği ölçüde girişilen rekabet, belki bir dereceye kadar kabul edilebilir, ancak, kişiler arası rekabet anlamsız boyutlara taşınırsa, kendi başarısını elde etmek için rakip gördüğü arkadaşına zarar verme girişimleri yaparsa, bu rekabet değil, zarar verme gayreti olarak nitelendirilir. Hem kendilerine, hem de kurumlarına zarar vermiş olurlar.

KİŞİSEL İMAJ
İmajımız ne kadar güçlü olursa, başkalarının bizim hakkımızdaki kanaatleri o kadar müspet olacağı için imajımızı güçlendirmeliyiz.

İlk karşılaşma çok önemlidir. Kişinin sizin hakkınızda olumlu kanaat sahibi olmasını isterseniz, imajınızın güçlü olmasını sağlamalısınız.

Güçlü imaja sahip olmak için görgü kuralları ile davranış ve saygı kurallarına sahip olmak, güven veren kişi izlenimi vermek çok önemlidir.

Güçlü imaja sahip olmakla bütün kapıların kolaylıkla açıldığını biliyoruz, ama nedense imajına yeteri kadar dikkat etmeyenleri de çok görüyoruz.

İmaj güçlendirilmesinin önündeki en büyük engel, değişime direniştir. “Ben buyum, değişmem, değişemem” diyenler, imaj için hiç uğraşmasın.

Güçlü imaj sahibi olmak çok kolay ve hiç masrafsızdır. İnternet imaj bilgileri ile dolu, kitapçı rafları imaj kitapları ile dolu, yeter ki kişi istesin.

Unutmayalım, ilk defa karşılaşan kişiler, birbirleriyle “ne iş yapıyorsun” diye sohbete başlarlar. Ne kadar servetin var diye soru sorulmaz, bu nedenle işinizin ve marka değerinizin önemini bilerek, onu geliştirmeye çalışmalısınız.

KORKMAYALIM ÜSTESİNDEN GELEBİLİRİZ

Türkiye sancılı bir dönemden geçiyor. 15 Temmuz felaketinin yarattığı olumsuzluklar, iş dünyasında tereddütlere yol açtı ancak gelişen zaman içinde tereddütler kafalardan silinmeye başlanmış görünüyor. Tam normalleşme dönemi sürecinin hızlanması için bu yazının yazıldığı tarihte dört ay geride bıraktığımız 15 Temmuz felaketinin artçılarını hatırlamakta fayda var.

İş dünyasının tereddütlerine baktığımızda:

Korku,

Güven duygularının zayıflaması,

Ticaret hacminin daralması,

Doğruluğu kesinleşmemiş söylentiler,

Kim kimdir endişesi ile ticaretlerin zorlaştırılması,

sanki önemli sorun yumağı var gibi algılandı.

Bankaların tereddütlerine baktığımızda:

Müşterilerinin daha önce bilinmeyen pozisyonları,

Bankaların aldığı risklerin artma endişesi ile

Kredilerin kullandırılmasında zorluklar yaşandı,

Limitlerin kısılması olağan hale getirildi,

Müşterinin katlandığı maliyetler yükseldi,

İlave teminat talepleri arttı,

Çekleri kabul etme konusunda çekimser davrandılar,

Kredileri geri çağırma olayları işitildi,

Banka yöneticileri, işlemler için sorumluluktan kaçındılar,

Belirsizlikler kâbus gibi bankaların üstüne çöktü,

KHK’ların getirdiği yükümlülüklerden çekindiler,

Doğrulanması mümkün olmayan dedikodulardan etkilendiler

  1. gibi sorunlarla karşılaştılar.

Bürokratların çekincelerine baktığımızda:

Göreve devam edememe endişeleri,

Kim kimdir endişesi ile iş ve işlemleri aksatması,

Sorumluluk almak istememeleri,

Yönetmelikleri olumsuz yönde yorumlamaları,

Yavaşlayan kamu hizmetleri.

Burada bir kısmını sıralamaya çalıştığımız faktörler, ekonomide yaşanan sıkıntıların kaynağı oldu. Peki, sıkıntıları yaşadık ama her şey olağan akışında devam ediyor. Ülkemizin büyümesi hedefleri gerçekleşiyor. Üçüncü çeyrek bilançoları yayınlandığında, olağan gelişmeler görülecektir. Üretim ve ticaret devam ediyor; iş arayan işsizler, eleman arayan firmalar berdevam. Bir başka ifade ile 15 Temmuz öncesi iş hayatımızı devam ettiriyoruz.

Her zaman anlatmaya çalıştığımız gibi; “İş hayatında sorun yaşanması olağandır, asıl olan bu sıkıntıların üstesinden gelecek moral ve yetenek sahibi olarak sorunların esiri, hatta parçası olmak yerine, çözümün öncülerinden olmak görevimizdir.” anlayışı egemen olsaydı, büyük ihtimalle bu sorunları bu ölçüde yaşamazdık.

15 Temmuz’a dönelim;

Vatansever halkımız göğsünü namlulara siper etti,

Zırhlı araçlara karşı durdu, hareketlerini engelledi,

Haftalarca meydanlarda darbecilere meydan okudu,

Toplumsal ayrımcılık hareketlerine girişmedi.

İş dünyamıza gelince;

Devletimizin yanında durdu,

Ekonomik çöküş yaşanmasına izin vermedi.

Ama sıfır zarar ile atlatma konusunda bekleneni veremedi. Yukarıda sıralamaya çalıştığım faktörler ayak bağı oldu. Kim kaybetti? Durağanlığı seçen iş insanları kaybetti, dolayısıyla ülkemiz kaybetti. Kim kazandı, durağanlık yerine, hamlelerine devam edenler kazandı.

İçinde bulunduğumuz olağanüstü şartların, fırsata dönüşmesi hedefine kilitlenmemiz ve gereğini yerine getirmemiz lazım. Yaşamakta olduğumuz süreçleri iyi okumak için soruları kendimize soralım:

– Dünya 5’ten büyük ne demek?

– 5 olarak tarif edilenler ve yardakçıları Türkiye’nin gelişmesini ister mi?

– 5, Türkiye’nin IMF kıskacından kurtulmasını kabul eder mi?

– 5 ve yardakçıları kendi nüfusu artmaması, dolayısıyla yaşlanması karşısında; nüfusu artan, gençleşen Türkiye’nin gelişmesini ister mi?

– 5 ve yardakçıları bizi rahat bırakır mı, engellemeleri devam eder mi?

– 5 ve yardakçılarının Türkiye düşmanlarını koruyup desteklemesi ne anlama gelmektedir?

– 15 yıl önceki kişi başı milli gelirin 3.000 $’dan 10,000 $’a çıkması kimleri rahatsız eder?

– IMF kıskacına alarak memura yapılacak zammı, petrolün fiyatını, faiz oranlarını ve hatta emekli maaşını bile belirliyorlar.

– Türkiye’nin kredi notu hangi amaçla düşürülüyor?

– Kimler terör olaylarına demokrasi sıfatı yakıştırıyor?

– Suriye’de, Irak’ta, Güneydoğu’da felaket saçan teröristlerin silahlarını kimler veriyor?

– Türkiye’nin başına bela olmaya devam eden FETÖ mensuplarını kimler koruyor?

– Türkiye’nin gerçekleri dikkate alındığında, iş dünyasına düşen görevler neler?

– 15 Temmuz destanını yazan vatanseverler gibisi başka hangi ülkede var?

– Güçlü Türkiye’nin güçlü ekonomi ile gerçekleşeceği gerçeğinden yola çıkarsak, ekonomiyi kimler güçlendirecek?

Bu soruların cevabını bulduğumuzda;

– Neden güçlü Türkiye gerekli?

– Güçlü Türkiye için güçlü ekonomi,

– Güçlü ekonomi için, iş dünyasının başarıları,

– Bürokrasinin pozitif yaklaşımları,

– Siyasetin moral verip motive eden uygulamaları ile

kendiliğinden ortaya çıkacak ve iş dünyasının durağan anlayış yerine, atılgan anlayış içinde olması gerçeği tüm açıklığı ile kabul edilecektir.

Bu yazımın ana fikri, durağanlığı seçenler gerilerde kalıyor; hesaplarını doğru yaparak normal iş süreçlerine devam edenler ise hem kazanıyor, hem ilerliyor, aynı zamanda ülkemizin gelişmesine katkı sağlıyor.

Unutmayalım, dünya hızla değişiyor. Olmaz dediğimiz şeyler oluyor. İşte ABD başkanlık seçimi, kimsenin olmaz dediği Trump başkan oldu. Olur dediğimiz şeyler olmayabiliyor. İşte AB süreçleri. Anlaşmalar yapıldı ama AB anlaşmalara uymuyor. Bizler de olmazları olur yapacak azim ve irade ile var gücümüzle çalışmalıyız.

Sağlıklı, başarılı, verimli günler dileğimle…

Nafi GÜRAL

Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası

Yönetim Kurulu Başkanı

GÜÇLÜ TÜRKİYE GÜÇLÜ SİYASİ İRADE İLE GERÇEKLEŞİR

Kütahya İş Dünyasının Değerli temsilcileri,

Uzun zamandan beri başkanlık sistemi konuşuluyor. Önümüzdeki aylarda konuşmalar daha yoğunluk kazanacak ve Meclis’ten çıkması beklenen ana yasa değişikliği için bir kaç ay sonra sandık başına giderek kararımızı vereceğiz.

Her düşünceyi temsil eden siyasilerimiz ve yelpazenin her köşesindeki medya bu konuyu enine boyuna tartışıyor. Vatandaşlar olarak da bizler, bu söylemlerden sonuç çıkarmaya çalışıyoruz.

Güncel dinlediklerimi bir tarafa bırakıp, iş hayatına atıldığım 1961 yılından bu yana yaşadıklarımı değerlendirerek çıkardığım sonucu sizlerle paylaşmak istiyorum.

1961 yılından bu yana 41 hükümet kuruldu,

Bunlardan 25  tanesinin 4 ile 12 ay arasında ömrü oldu.

Uzlaşma sağlanamadığı için ömürleri kısa olan hükümetler buhranların kaynağı oldu, 55 yılda 41 hükümet kurulduğu dikkate alınırsa, hükümetlerin ortalama ömrünün 16 ay olduğunu görürüz. Ayrıca, transferlere dayalı  hükümetler kurulduğunda, zararını ülkemizin çektiği  unutulmadı.

Cumhurbaşkanlarımıza gelince,

İlk Cumhurbaşkanımız Mustafa Kemal Atatürk,

Vefatından sonraki 2. Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü,

Çok partili dönemin ilk Cumhurbaşkanı Celal Bayar.

1961 den bu yana;

  1. Cumhurbaşkanımız Cemal Gürsel, Askeri ihtilal sonucu Cumhurbaşkanı oldu.
  2. Cumhurbaşkanımız Cevdet Sunay, Asker.
  3. Cumhurbaşkanımız Fahri Korutürk, Asker. Korutürk’ün  görev süresi dolduğunda, kilitlenen parlamento yeni Cumhurbaşkanı seçemediği için 5 ay boyunca  İhsan Sabri Çağlayangil vekil olarak Cumhurbaşkanlığı görevini deruhte etti. Emaneten temsil ettiği için hayati yasalar çıkartılamadı. Aynı zamanda bu durum 12 Eylül’ün gerekçeleri arasında yer aldı.
  4. Cumhurbaşkanımız Kenan Evren, Asker. İhtilal anayasasının getirdiği Cumhurbaşkanı, ihtilal dönemi 82 anayasası ile Cumhurbaşkanına geniş yetkiler tanındı.
  5. Cumhurbaşkanımız Turgut Özal. Siyasi arenalarda yaşanan politik çirkinliklere rağmen, 37 yıl aradan sonra ikinci sivil Cumhurbaşkanı. Göreve başlamış oldu.
  6. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel. Aynı çirkin siyasetin yaşanmasından sonra göreve gelen üçüncü sivil Cumhurbaşkanımız.
  7. Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer, ana yasa mahkemesi başkanı. Siyasi partiler siyasi/sivil isim üzerinde anlaşamadıkları için Cumhurbaşkanı seçildi.
  8. Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül. Parlamento anlaştı, 4. Sivil Cumhurbaşkanı olarak göreve seçildi.
  9. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, çok adaylı seçim ortamında %51 halk oyu ile seçilen ilk Cumhurbaşkanı’mız.

Şimdi bu tabloya bakıyorum, hem hükümetlerin kurulması, hem de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde geçmişteki kötü tecrübeler tekrar tekrar yaşanıp, Türkiye’nin önü  kesilmeye devam etmeli mi, yoksa bu sıkıntıları ortadan kaldıracak köklü çözüm bulunarak Türkiye’nin gelişmesi şahlanmalı mı?

İşte bu noktada başkanlık ihtiyacı gündeme geliyor.

İşte bunun için başkanlık sistemine ihtiyacımız var.

Başkanlık sistemi olduğunda şimdiye kadar yaşanan siyasal sorunların oluşması engellenmiş olacak.

Dikkat ederseniz günümüzde sistem tartışılmıyor, kişi tartışılıyor.

Geçmiş dönemlerde de sivil siyasi kişiler tartışıldığı için seçtiklerimiz değil, memurlar Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdular.

Seçtiklerimizden, Özal ve Demirel de çok tartışılmıştı. Ama seçildiler. Cumhurbaşkanı seçildikten sonra, onlar da başkanlık sistemini gündeme getirdiler ama aynı red cephesi tartışılmasına bile fırsat vermediler.

Liyakatların değil, isimlerinin tartışılması hala mazur  görülemeyecek davranışlar olarak zihinlerimizde yer etti. Kişiyi tartışmanın yararı olmadığını, zararının büyük olduğunu düşünüyorum. İnsan ömrü ile devlet ömrü kıyaslanamayacak kadar farklıdır. Yüz yıllar sürecek devlet ömrü içinde  insan ömrü nedir ki? Devlet ömrü içinde yüzlerce de Başkan seçilecek ve görev yapacak. Bir anlamda ilk başkanlık seçimi bir başlangıç olacak. Geçmişte yaşadığımız sıkıntılar tekrar etmeyecek, gelecekte görev yapacak Başkanların seçilmesinin de yolu açılmış olacaktır.

Güçlü Türkiye güçlü siyasi irade ile gerçekleşir.

Günümüzde güçlü siyasi irade olmasaydı 15 Temmuz vatana ihanet teşebbüsü başarıya ulaşırdı ve hepimiz darbe terörü altında ezilir yok olup giderdik.

Türkiye’nin en sorunlu zamanlarında sandıklar açıldığında çözüm ortaya çıktı. Gene iş vatandaşa düşüyor, iradesi ile yeni ana yasayı onaylarsa, zaten içinde yer alacak başkanlık sistemi ile birlikte güçlü siyasi iradenin oluşacağını ve ülkemizin güçlü ülkeler arasında yer alacağını düşünüyorum. Şahsen, yukarıda yazmaya çalıştığım sıkıntıları ne kendim ne de ailemin fertlerinin tekrar yaşamalarını asla arzu etmem. Önümüze konulacak sandıklardan, ülke ve vatandaşlarımız için yeni yeni siyasi, sosyal ve ekonomik sorunların yaşanmayacağı güçlü Türkiye fırsatının çıkmasının toplumsal fayda olduğunu düşünüyorum.

Bu vesile ile Kütahya iş dünyasına aileleri ile birlikte sağlıklı günler, iş hayatında verimli kazançlar dilerim.  25/10/2016

Nafi Güral

Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası

Yönetim Kurulu Başkanı

15 TEMMUZ FELAKETİ, İŞ DÜNYASININ AZİMLİ DİRENCİ SAYESİNDE KOLAY ATLATILDI

 15 Temmuz felaketinin yarattığı psikolojik, sosyolojik, ekonomik şok etkisinin dağılmaya başladığını hep beraber sevinerek görüyoruz. Her üç faktör, iş dünyamızı olumsuz anlamda etkileyebilecek olmasına rağmen, iş dünyasının azimli direnci sayesinde, bu şok kolay atlatıldı. Sade vatandaştan farklı olarak üstlenmek zorunda olduğumuz, ekonomik görevlerimizi canla başla devam ettiriyoruz.

“MOODY’S NOT İNDİRİMİ, ÜLKEMİZE KARŞI YÜRÜTÜLEN YIPRATMA, ZARAR VERME POLİTİKALARININ SONUCUDUR. ÜLKEMİZDEKİ YATIRIMLARA ZARAR VERECEK BİR KARAR DEĞİLDİR”

Hayat devam ediyor, devam ederken de, her gün yeni gündemlerle karşılaşıyoruz. Son günlerin gündeminde iki yeni madde var:

-Birincisi, Moody’s kredi derecelendirme kuruluşunun not indirimi,

-İkincisi ise kredi kartları uygulamalarındaki rahatlatma ile piyasada yaratılmak istenen canlılık.

Moody’s not indirimi ülkemize karşı yürütülen yıpratma, zarar verme politikalarının doğal sonucu. Batı ülkeleri, güçlü Türkiye ve güçlü lider istemiyor. Zarar verebilmek için elindeki bütün kozları insafsızca kullanıyor. Ancak, bu girişimin sahibi ülkelerin bekledikleri zararların, bekledikleri ölçüde olmasını  tahmin etmiyorum. Zira ülkemize gelecek sermaye ve krediler için, bu gibi not indirimlerinin siyasi olduğunu biliyoruz. Sermaye sahipleri, not indirimini değil, kendi çıkarını gözeterek karar veriyor. Aslına bakarsanız, yabancı sermaye için Türkiye bir cennet, gelişmiş ülkelerde parasını değerlendirecek ortam yok, Türkiye de çok. Bu nedenle, bu not indiriminin ülkemize çok da zarar verecek bir karar olmadığını düşünüyorum.

“HÜKÜMETİMİZİN YENİ DÜZENLEMELERİ VE BORÇLARA SAĞLADIĞI YAPILANDIRMA FIRSATI İLE PİYASALAR HAREKETLENECEK, EKONOMİ CANLANACAK”

Kredi kartları uygulamalarındaki rahatlatmaya gelince;

Kısa vadede ekonomiyi canlandıracak, piyasalar hareketlenecek, satışlarımızın ve cirolarımızın artışı  oranında, üretim artacak. Ancak, şunu unutmayalım,  üretim beklenenden daha çok artmaz ve sürdürülebilirliği olmaz ise ileride tekrar sıkıntı yaşayabiliriz.

Kredi kartları ile ilgili verilere göz atalım:

-Vatandaşın daha fazla borçlanmasının, dolayısıyla harcama yapmasının önü açılıyor. Hükümetimiz, bu kararı ile risk almak pahasına, piyasada canlanma olmasını bekliyor. Hükümetimizin bu kararının hedefine ulaşması için vatandaşlarımıza düşen görev, ithal yerine yerli malı kullanarak istihdamın önünü açması. İş dünyasına düşen görev ise yerli malı üretimin artması, yerli malı satışının ön planda tercih edilmesidir.

– Ülkemizde 24 milyon kişi kredi kartı kullanıyor,

– Kredi kartı ile alış veriş, yıllık 80 milyardan fazla,

– Kredi kartına bağlı taksitli alış verişe 2013 yılında yeni düzenlemeler getirildi, yapılan düzenleme sonrasında  2016 yılında yıllık 48 milyar lira olan taksitli alış veriş, 33 milyar liraya geriledi,

– Yeni düzenleme ile kredi kartlarının harcama limitleri yükseltildi,

– Taksit sınırı, 9 aydan 12 aya uzatıldı,

– Cep telefonu, akaryakıt ve gıdada taksit olmaması ilkesi devam ettirildi.

– Özellikle kart limiti 3 bin lira altındaki kredi kartı sahiplerinin birikmiş 14 milyar borcu, 6 yıla yayılarak, yeniden yapılandırılması imkânı getirildi. Böylece borçlulara nefes aldırıldı.

Bunların dışında;

– 1 Ocak 2016 itibariyle uygulanan yeni asgari ücretin, büyüme üzerinde olumlu etkisi olduğu,

– Ülkemizde 11 milyon kişi tarafından kullanılan bireysel kredi vadelerinin, 3 yıldan 4 yıla çıkarıldığı,

– Konut edinme kredi faizlerinin düşürüldüğü, %75 olan kredi oranın %80 olarak değiştirilebileceği,

gibi düzenlemeler yapıldı. Ancak, bilinmelidir ki kredi kullanılması, bankaların zorunlu yasal görevleri olmayıp, performansa bağlı olarak kullanılabilecektir.

“ŞEHRİMİZİ VE ÜLKEMİZİ ZENGİNLEŞTİRMELİYİZ”

Her zaman söylediğimizi tekrarlayalım:

– Ülkemiz zenginleşmezse, vatandaşın borç ödemesi zorlaşır.

– Ülke zenginleşirse, yabancı ülkelerin Türkiye üzerindeki emelleri törpülenir.

– Ülkenin zenginleşmesinin doğal sonucu olarak halk zenginleşir.

– Zenginleşmenin temelinde üretim ve istihdam vardır.

– Üretim için yatırım, yatırım için sermaye ve müteşebbis gereklidir. Üretim artarsa istihdam artar, gelir artar, hem fert, hem ülke zenginleşir.

Söz istihdamdan açılmışken, istihdamın temelini oluşturan yatırımcılardan da söz edelim.

Bilindiği gibi, şehrimizde üç kulvarda istihdam imkânı var:

1- Özelleştirme yoluyla özel sektör olan ulusal sermaye yatırımları,

2- Kütahya da temelden yatırım yapmayı tercih etmiş ulusal sermaye yatırımları,

3- Kütahya’nın içinden çıkmış yerel sermaye yatırımları,

Her üç kulvardaki işletmelerimiz, çalışmalarını canla başla sürdürüyorlar.

Üretim ve istihdam artışının önemini kavramalıyız, üretim ve istihdamı artıracak, yerel, ulusal ve hatta global yeni yatırımcılar yaratmalıyız. Her zaman, her vesile ile dile getirdiğimiz beş erk bir araya geldiğinde, işimizin ne kadar kolay olacağını hep beraber göreceğiz.

“6736 SAYILI BAZI ALACAKLARIN YENİDEN YAPILANDIRILMASINA İLİŞKİN KANUN’DAN MUTLAKA YARARLANIN”

Bildiğiniz gibi, mali mevzuat uygulamalarında mükellef lehine ciddi iyileştirmeler sağlanıyor. Halk arasında vergi barışı olarak anılan, 6736 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun hakkında bazı satır başlarından da söz etmemiz gerekirse şunları paylaşabiliriz.

Borçların Taksitlendirilmesi:

– Maliye Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Oda ve Borsalar gibi kurumlardaki her türlü borçlarınızdan doğmuş olan gecikme faizi, ceza ve benzerlerinin silinmesi, anaparalarının taksitlendirilmesi imkânı getiriliyor.

Matrah ve Vergi Artırımı:

– Kurumlar Vergisi, Gelir Vergisi, stopaj, vb. son 5 yıl vergilerinizin matrah artırımı yapılarak, son 5 yıla ait defter kayıtlarının, incelemeden muaf tutulması imkânı getiriliyor.

İşletme Kayıtlarının Düzeltilmesi:

– İşletmede mevcut olduğu halde, kayıtlarda yer almayan emtia, makina teçhizat ve demirbaşlar kayıt altına alınabilecek.

– Kayıtlarda yer aldığı halde işletmede bulunmayan  emtia, makina teçhizat ve demirbaşlar kayıttan düşülebilecek.

– Kayıtlarda yer aldığı halde, işletmede fiilen bulunmayan kasa mevcudu düzeltilebilecek.

-Ortaklar cari hesabından ve buna benzer kanallardan şirket kayıtlarına girmiş nakitler, resmen kayıt altına alınabilecek.

Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması:

– Yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymetlerini Türkiye’ye getiren gerçek ve tüzel kişiler, söz konusu varlıkları serbestçe tasarruf edebilecek, hesap sorulamayacak.

– Gelir ve Kurumlar Vergisi Mükellefleri, Türkiye’de bulunan, ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan, sahip oldukları para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarını, kanuni defterlerde kayıt edebilecekler.

Mutlaka yararlanmanızı tavsiye ederim.

Hükümetimiz tarafından iş dünyasına sunulan avantajlı ticari hayat ortamından, azami derecede yararlanmak için kolları sıvayıp, hazır olmalıyız.

Bu vesile ile hepinize iyi dileklerimi, selam ve saygılarımı sunuyorum.

Nafi Güral 

Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası

Yönetim Kurulu Başkanı

MARKA KENT KÜTAHYA

Marka kent olmaktan ne anlamak lazım? Öncelikle, bir kenti marka kent haline getirmekten sorumlu paydaşların mutabık kalacakları görüş birliği oluşmalı ve bu görüşler doğrultusunda hazırlanacak yol haritasına hizmet etmek anlamında, tüm paydaşların katkı sağlaması gerektiği gerçeğinden yola çıkarak çalışmalar sürdürüyoruz.

Görüyoruz, okuyoruz, bazı yerel yönetimler popülist çıkışlar yaparak, yönettiği kenti marka kent yapmayı vaat ediyorlar. Ancak pek azı başarılı olabiliyor. Başarılı olanlara baktığımızda, yöneticilerin vizyonu başta olmak üzere, huzur,  sahip olunan değerlerin ortaya çıkarılması, sosyal ve kültürel zenginlik, merak uyandırılarak gelme, görme arzularının tahrik edilmesi ile marka kent oluşumu sağlanabildiğini, bağlı olarak da, turizm başta olmak üzere yatırımların gelmesinin büyük ölçüde sağlanmış olduğunu görüyoruz.

Marka kent olmak için öncelikle toplum olarak istekli olmak ve gereklerini yerine getirmek için toplumun bütün katmanları ile bir arada, aynı idealler çerçevesinde, aynı hedefe yönelik olarak çalışılmasının gerektiğini biliyoruz. Bunun için, öncelikle yol haritası belirlenmesi gerektiğini, 5N 1K mantığı ile nerelerde, ne zamanlarda, neler, nasıl ve kimlerle birlikte yapmamız gerektiğini paydaşlarımıza anlatarak, stratejik fikir oluşmasını sağlamaya çalışıyoruz.

Stratejik fikir temel ilkesi olarak;

  • Kütahya halkı
  • Sivil toplum kuruluşları
  • Üniversitemiz
  • Yerel yönetimler
  • Siyaset

olmak üzere beş erk ile, ekip çalışması yapılması gerektiğini düşünüyor ve bu düşüncemizi her vesile ile her ortamda dile getirerek hayata geçirilmesi için, var gücümüzle çalışıyoruz. Biliyoruz ki, beş erk bir arada olmazsa, hizmet üretilemez, hele hele bu erkler arasında uyuşmazlık olursa, kent durağan süreç içine girer.

Kütahya Valimiz Sayın Ahmet Hamdi Nayir’in, yerel dinamikleri, değerli milletvekillerimizin, hem yerel, hem de genel dinamikleri, bu istikamette desteklediklerini görmek, umutlarımızı artırıyor.

Kütahya, marka kent olmak için gerekli tüm faktörlere fazlası ile sahiptir. Özetlemek gerekirse:

Lokasyon ve ulaşım kolaylığı olarak; 

Çok avantajlı coğrafi konumuna baktığımızda, İstanbul, Ankara, İzmir, Manisa, Antalya, Bursa, Balıkesir, Sakarya, Kocaeli, Denizli, Konya, Eskişehir gibi Türkiye ekonomisinin       % 70’ten fazlasını barındıran büyük şehirlere, 70 km. en fazla 350 km. yakınlıkta olması,

Yukarıda not edilen büyük şehirlerin pek çoğunda yaşayanların, Antalya yolculukları esnasında mutlaka kullanmak zorunda oldukları kara yolu ana arteri üzerinde olması,

Tarihi zenginliği olarak;

Kütahya, 7000 yıllık tarihe sahip. Pek çok medeniyetin gelmiş geçmiş olması, Frigya krallığı medeniyetinin izlerini halen görmenin mümkün olması,

Frigyalılardan sonra Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu, Selçuklu İmparatorluğu, Germiyanoğlu Beyliği, Osmanlı İmparatorluğu’nun bu topraklarda yaşamış olması,

Efes’ten daha iyi korunduğu bilinen Aizonai antik kenti, asırlara meydan okuyarak hala dimdik ayaktadır. Aizonai’de dünyanın ilk borsasının olması, ilk toplu iş sözleşmesinin yapıldığına dair kitabelerin varlığı, Aizonai antik kentinin değerine değer katması,

Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşunun, Kütahya’nın Domaniç ilçesinde başlamış olması, Hayme Ana’nın, torunu Osman Gazi’yi salladığı Mızık Çamının halen muhafaza ediliyor olması,

Kurtuluş Savaşı’nın kazanıldığı, “Ordu’lar, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri”  komutunun verildiği 137.000 şehit verdiğimiz Dumlupınar meydan muharebesinin, Kütahya’nın Dumlupınar ilçesinde kazanılmış olması, çok sayıda şehitlik, anıt ve müze olması,

Doğal zenginliği olarak;

Yer altı zenginlikleri açısından, stratejik bor başta olmak üzere, 48 değişik madenin varlığı ve Türkiye’de en çok sayıdaki termal kaynağın Kütahya’da olması,

Topraklarının % 53 kısmının orman olması,

Jeotermal kaynaklarının zenginliği, Ilıca, Yoncalı, Murat Dağı, Eynal, Emet, Tavşanlı, Dereli kaplıcalarının varlığı.

Mimari zenginliği olarak;

Eski Kütahya evlerini tüm eski mahallelerde görmenin mümkün olması, buralarda tanıtım, yemek, hediyelik, müze imkânlarının sunulması.

Sanatsal zenginlik olarak;

Ata mirası çini sanatının geliştirilmiş olması, her evde mutlaka bir çini obje bulunması sayesinde, çininin itibarının korunması.

Arkeoloji Müzesi, Çini Müzesi, Sıtkı Usta Müzesi, Yer Altı Kaynakları Müzesi, Hava Er Eğitim Tugayı içinde, halka açık Arkeoloji Müzesi, Kossuth Müzesi ve 76000 parçadan oluşan NG koleksiyon binası gibi son derece değerli ziyaret yerlerinin bulunması,

Çok sayıdaki musiki ve resim çalışmaları yapılan topluluklar.

Değerler zenginliği olarak

Günümüzde Dönenler Cami olarak kullanılan, Konya’dan sonraki en değerli Mevlevi dergâhı olan Celâleddin Argun dergâhının Kütahya’da bulunması,

Evliya Çelebi’nin Kütahyalı olması,

Ermeni olduğu için kabul edilmesi tereddüt edilen, 2003 yılında Fransa’da heykeli açılmasıyla hatırlanan fakat hala kabul edilemeyen Kütahyalı Gomidas’ın, kabul edilmesi halinde turizm anlamında fırsat olması,

Kalaycılık, bakırcılar gibi, kaybolan mesleklerin son temsilcilerinin, hala işlerinin başında olan örneklerin varlığı,

250’den fazla yerel firmanın, şirket veya markası içinde “Kütahya” adının geçmesi neticesinde, zihinlerde yer bulması,

Eksilerimize baktığımızda, artılarımız olarak yukarıda sadece bir kısmını yazabildiğimiz fırsatların ekonomiye çevrilmesi konusundaki yetersizliğimizi görüyoruz.

Eksilerimizin bertaraf edilmesi için, halk, sivil toplum kuruluşları, üniversitemiz, yerel yönetimler ve siyaset erkleri bir arada, Marka Kent Kütahya hedeflerimize ulaşmak için, KUTSO olarak var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz.

Geleceğin marka şehirleri içerisinde, ülkemizden birçok şehrin bulunacağına ve bunlardan birisinin, Kütahya olacağına olan inancımız tamdır. Bunun ilk emareleri de görülmeye başlamıştır. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan 2015 yılı İllerde Yaşam Endeksi verilerine göre Kütahya, Türkiye’nin en iyi 4. ili konumundadır.  Bu durum, Kütahya adına sevindirici ve ümit vericidir. Ancak marka şehir olma yolunda alınacak mesafe, gidilecek uzun bir yol mevcuttur.

Cumhuriyetimizin 100. yılı ve Hükümetimizin 2023 vizyonu içerisinde, ülkemizin ulaşması gereken hedefleri olduğu gibi, Kütahya’nın da bu vizyon ekseninde kendi hedeflerini belirlemesi ve bu hedefe ulaşma yolunda gayret göstermesi önemlidir. Başta, Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası (KUTSO) olarak bizlerin, yerel yönetimlerimizin, sivil toplum kuruluşlarımızın, üniversitemizin ve siyasi aktörlerin birlik ve beraberlik içinde uyumlu çalışması ve “ben” değil “biz” düşüncesinin geliştirilmesi ile mesafeler kısalacak ve zenginleşen, daha fazla istihdam üreten ve marka şehir olma yolunda önemli adımlar atan yeni bir Kütahya doğacaktır.

Nafi GÜRAL

Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası (KUTSO)

Yönetim Kurulu Başkanı

KÜTAHYA EKONOMİSİNE BİR BAKIŞ

Türkiye sancılı  bir dönemden geçiyor.

Bu dönemi en az zararla kapatabilmemiz için üstümüze düşen görevleri hatırlamaya çalışalım. Unutmayalım ki, ekonominin yavaşlamasının hem şirketlerimiz hem de ülkemiz için önemli bir risk olduğundan, toplumun bütün katmanlarının bu riskten etkileneceğinden şüphe yoktur. Bu nedenle, ticari hayatımızın normal akışında yavaşlama, duraklama, vb. gibi olumsuz etkiler yaratabilecek kararlarımızı dikkatle değerlendirmeli, hesabımızı doğru yaparak, kaldırabileceğimiz riskleri almak sureti ile olabildiğince normal ticari hayatımıza devam etmeliyiz. Yatırım ve harcama planlarımızı ertelememeliyiz.

 İçinde bulunduğumuz şartlara rağmen, Kütahya iş dünyasının üstüne düşen görev hem şirketlerimizi hem de ilimizi geliştirmek, böylece ülke ekonomisine katkıda bulunmak olduğuna göre, Kütahya ekonomisine bir başka pencereden bakıp değerleme yaparsak; Çevre Şehircilik Bakanlığı ve Kütahya belediyesi ortak çalışması ürünü olan “Kütahya Şehir Kimliği Çalıştayı, 2014” çok faydalı bir kaynak olduğunu göreceğiz. Çalıştay, Kütahya’yı çok iyi bilen, değişik meslek ve sosyal statüden 160 civarındaki katılımcı ile tamamlanmış, sonuç kitabı yayınlanmış. 

Çalıştay sonuç kitabından alıntı yaptığımız GZFT sonuçlarını yorumlamaya çalışırsak, faydalanabileceğimiz bilgilere ulaşabileceğimizi düşünüyorum. GZFT ye göre Kütahya’nın;

 A – GÜÇLÜ YÖNLERİ

 Kitaptaki Sıra nolarına göre;

 3- 35 çeşit madene sahip olması 

Gerçekten ilimiz maden varlığı açısından oldukça geniş kaynaklara sahip. Bu kaynakların işletilmesi için firmalarımız olarak veya partnerler bularak işletilmeye çalışılması önemsenmelidir.

 5- Çinicilik başkenti olması 

Evet, çinicilik başkenti. Ancak, sanat ile zanaatı birleştirerek çok önemli ekonomik değerler yaratılabilen bu hazineyi, olması lazım gelen şekilde değerlendirebildiğimizi söylememiz mümkün değildir. Az sayıdaki sanatçı çinicimizin yaptığı sanat değeri yüksek çinileri yapan firmalarımız sayı olarak artmalı, sektör hak ettiği ilgi ve değere ulaşmalıdır. 

 6- Porselenin başkenti olması 

Evet, Kütahya Porselenin başkenti, Türkiye’de üretilen porselenlerin %80’i Kütahya’da üretiliyor, yeni yeni üreticilerin çıkması sevindirici, aynı zamanda ticaretini yapanlar da sayı olarak artmalı.

 11- Metropollere yakınlığı 

350 km yarıçapında bir daire çizildiğinde, İstanbul, Ankara, İzmir, Denizli, Balıkesir, Bursa, Kocaeli, Sakarya, Eskişehir, Konya gibi büyük şehirleri içine alan coğrafyanın Türkiye’nin en gelişmiş bölgesi olduğu biliniyor. Büyük şehirlerdeki devasa pazarlara  üretici ve satıcı tedarikçi olmak avantajını iyi kullanmalıyız.

 15- Zengin Termal kaynaklar 

Gerçekten hem sayı, hem debi, hem de mineral zenginliği itibariyle son derece zengin kaynaklara sahip olan Kütahya’da, müşteri tercihlerine uygun standartlarda, çok geniş yelpazedeki değişik kapasitelerde, yatırım bedeline göre eşit karlılık sağlayan yatırım imkânı bulunmaktadır. İsteyenin pansiyon tarzında veya küçük kapasiteli oteller yapabileceği gibi, büyük yatırımlar da bu kulvarda kendisine yer bulabilir.

B – ZAYIF YÖNLERİ

 1- Girişimci ve yatırım eksikliği

2- Müteşebbis ruhun olmaması,

B 1 ve B2 çok düşündürücü. İş dünyası olarak bu mesaja kulak vermemiz lazım. Gereğini yapmak için kendimizi sorumlu tutmamız lazım. Demek ki, Kütahya halkı iş dünyasını böyle görüyor.

 5- Dışarıdan gelecek birisinin onları kurtaracağı saplantısı içinde olması 

Evet, toplumda böyle bir saplantı var. Nedense kendi içlerinden çıkaracakları yatırımcıları yüreklendirmekle beraber dışarıdan yatırımcı gelmesini arzu etmek daha faydalı bir yaklaşım olabilir

Dışarıdan gelen yatırımcı sıfatı ile değil de, ulusal sermaye olarak isimlendirdiğim sermaye ve az sayıdaki global sermaye yatırımları Kütahya’ya yetmiyor, daha fazla ulusal sermaye ve global sermaye gelmesi için daha çok çalışmamız gerekiyor. Ama aynı Zamanda özellikle mikro, küçük ve orta boy yerel dinamiklerimizin de yüreklendirilmesi için çok çalışmalıyız.

 7- Yerel halkın önemli bir kısmının asgari ücretli, emekli olması

Gene her zaman söylediğim, Kütahya’nın en önemli sorunu yeterince zengin olamaması gerçeğidir. Zenginliğin yolu yatırımlardan geçtiğine göre, yatırım potansiyeli olan tüm hemşerilerimizi yüreklendirerek teşvik etmemiz önem arz etmektedir.

 12- yaşamı cazip hale getirecek aktivitelerin eksikliği 

Kütahya’da yaşayan hepimizin ortak görevi, yaşamı cazip hale getirecek aktiviteleri yaratmak olduğunu kabul etmeliyiz.

 16- özelleştirme öncesindeki KİT’lerin özel girişimci sınıfın oluşmasını engellemesi, 

Ben bu gözleme katılmıyorum. Aslında bu imkânlar zamanında  fırsat olarak değerlendirilmeli idi. Kit’lerde çok değerli teknik elemanlar yetişti, işletmelerindeki makine ve teçhizatların yenilenmesini, hatta komple yeni tesisin montajını yapabilecek bilgi ve beceriye sahip olan teknik elemanların  çok azı iş hayatına atıldı, çoğunluğu birikimlerini gayrimenkul yatırımları olarak değerlendirdi. Çoğunluğu İş hayatına atılmış olsalardı, bu gün çok önemli makine üretim merkezi olabilirdik.

 24- Kurumlar arası koordinasyon ve iletişim eksikliği 

Her zaman söylediğimiz, halk, STK’lar, üniversitemiz, yerel yönetimlerimiz ve siyasilerimiz olarak isimlendirdiğimiz 5 erk’in bir araya gelmesi beklentimizin bir başka ifade tarzı olarak gördüğümüz bu saptamayı Kütahya’ya mesaj olarak  hatta talimat olarak algılıyorum.

 C – FIRSATLAR

 2- OSB’lerin varlığı 

İl genelinde 4 OSB bulunması, buralarda yatırım için arazi tahsis edilebiliyor olması, 5. OSB olarak Zafer OSB kuruluş çalışmalarının hız kazanması sevindirici. Bu demektir ki, yatırım için arsa bulunması sorun olmayacaktır.

 5- Zafer Kalkınma Ajansı ve TKDK

Her iki kurum Kütahya merkezli ve çok başarılı şekilde çalışıyor. Yararlanmak çok önemli, yeter ki, bu kurumlardan yararlanmayı isteyelim, gerisi kendiliğinden akıp gidiyor. Her iki kurumun uzmanları, yatırımcılar için olabilecek her türlü yaklaşımı gösteriliyor.

 6- Üniversite, Tıp Fakültesi 

Üniversitemiz ilim irfan dağıtmasının yanı sıra merkezde 40.000 öğrenci, ilçelerde 14.000 öğrenci ile çok önemli ekonomik katma değer sağlıyor. Öğrencilerimize yönelik vereceğimiz kaliteli hizmetler hem onların mutlu bir öğrencilik dönemi yaşamalarına hem de bu hizmeti verenlere işlerini geliştirmek imkânı sunmaktadır. Elbette Tıp Fakültesi üniversitemizin değerine değer katan çok önemli bir kurum. İzlediğimiz kadarı ile üniversitemiz her yıl kabul puanlarını yükseltmekte, tercih edilebilirlik ve eğitim değerini artırmaktadır. Üniversitemizin toplumdan beklentilerini iyi öğrenmeliyiz ve gereğini yerine getirmeliyiz.

 9- Hava alanı

Günümüzde vaz geçilmez ulaşım aracı olan hava taşımacılığı imkânlarının kullanılması, uluslararası uçuşlara imkân vermesi, çok önemli bir kazanımdır. Tarifeli seferlerin artması ile daha fazla fayda elde edileceği için, hava alanımızı olabildiğince çok kullanmalıyız, kullanılması için hepimiz gayret sarf etmeliyiz.

11- Ulaşım avantajı 

Önemli bir kara yolu güzergâhında olması, raylı sistem ve hava alanına sahip olması, Gemlik limanına yakınlığı önemli bir avantaj olarak faydalandığımız imkânlar olduğunu görüyoruz. Hızlı tren ve Ankara İzmir Otobanının Kütahya’dan geçecek olmasını müjdeleyen siyasilerimize  teşekkür ederiz.

D- TEHDİTLER

 1- iş olanaklarının sınırlı olması,

Bu tespit, Kütahya iş dünyasının yeterince iş imkânı sağlayamamış olduğunu gösteriyor, demek ki daha çok iş yeri açmalıyız. Daha çok iş yeri açılabilmesi için, potansiyeli olan yatırımcıları yüreklendirmek, teşvik etmek görevimiz burada da karşımıza çıkıyor.

 4- Halkın çalışma azminin ve hırsının az olması,

164 katılımcı bu konuda mutabık ise, demek ki, halkımız ile birlikte bizler de çok çalışmak, azimli ve hırslı olmak zorundayız.

 9- göç vermesi,

Göç, cazibeye yönelik oluşur, demek ki, çevremizde cazibe merkezleri var, biz de daha çok çalışarak şehrimizi cazibe merkezi haline getirip, göç alan il olmaya çalışmalıyız.

 14- Küçük ölçekli ekonomilerin çok fazla olması nedeni ile ölçek ekonomisinin yükseltilmemesi 

Her zaman ifade ettiğim gibi, mikro ve küçük işletmelerimiz biraz fazla. Çok çalışarak mikro işletmeleri küçük işletme, küçük işletmeleri orta boy işletme, orta boy işletmelerimizi de büyük işletme statüsüne taşımalıyız. Bu görev iş dünyasının en önde gelen sorumlulukları olduğunun kabul edilmesi ve gereğinin yerine getirilmesi lazımdır.

 15- Çevre illerin ekonomilerinin güçlü olmasının Kütahya’nın gelişmesini engellemesi

A-11 de, metropollere yakın olması güçlü yön olarak kabul edilmiş. Doğrudur. Bu tespiti tersine  çevirmeli, tehdit olmaktan çıkarıp, fırsat haline getirmeliyiz

 18- Halkın olumsuz ve karamsar bir bakışa sahip olması

24- insanların risk almaktan kaçınmaları

18 ve 24 değerlendirmeleri pek hoş olmayan bir tespit. Dikkatle yorumlanmalı, bu bakış açısından ders çıkartarak dünya görüşümüzü olumlu hale getirip, kaldırabileceğimiz riskleri alabilen bir yapıya ulaşmamız lazım.

Gönlüm arzu ederdi ki, bu saptamaların içinde eleştirilerle birlikte insanlarımıza, iş dünyasına moral ve motivasyon etkisi yaratacak destek mesajları da olsun, çok değerli ve faydalı bir çalışma olan çalıştay sonuç belgesi raflarda kalmasın, değerlendirilsin, paneller düzenlensin, her meslekten ve sosyal gruptan 164 hemşerimizin ve de uzmanların katıldığı  çalıştayın sonuç kitabını Kütahya’ya hizmet etmek isteyen her kes okusun. 

– Güçlü yönleri bizzat kendisi için kullansın, çevresine kullandırsın

– Zayıf yönleri güçlendirecek çalışmalara katılsın

– Fırsatları kendisi için değerlendirsin, çevresinin de değerlendirmesine yardımcı olsun

– Tehditleri ortadan kaldıracak çalışmaların paydaşı olsun.

 Ama bunları yaparken, asla ve asla hemşerilerimizi, yöneticilerimizi  incitecek, morallerini bozacak söz ve dedikoduların tarafı olmayalım, olanlar olursa, ikaz edelim, dahası, toplumda moral etkisi yaratacak yaklaşımlarla insanlarımızı yüreklendirelim. 

 Görüldüğü gibi, şehrimizin gelişmesinde en önemli aktörlerin Kütahya halkından ama iş insanı ama sade vatandaş, bizatihi Kütahyalının kendisi olduğunu görüyoruz. Bu sorumluluğun bilinci ile Çalışalım, çalışalım, çalışalım.

23/08/2016

Nafi Güral

Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası

Yönetim Kurulu Başkanı

15 TEMMUZ FELAKETİ

15 Temmuz 2016 gecesi halkımıza yöneltilen terör saldırısı akıl ve mantıkla açıklanamayacak ölçüde vahim bir başkaldırı olarak tarihteki yerini alacaktır. Canım Türkiye insanı, terörün pek çok çeşidine tanıklık etti ama ülkesinin ve ülke insanlarının korunması için kendisine teslim ettiği, bu hizmeti karşılığında maaş ödediği hainlerin, bu silahları bizatihi halkına yönelterek uyguladığı terör saldırısına ilk defa tanık oldu.

Bu teröristlerin, gasp ettikleri askeri kıyafetler içinde olmalarına bakarak asker olduklarını düşünmeyin. Asker gururludur, onurludur, asildir, fedakârdır, cefakârdır, vatanı için, vatandaşı için canını verir. Bu teröristlerin FETÖ orijinli lider kadroları ise “insan” bile denilemeyecek yaratıklar olduklarını göstermişler, vatandaşlarını katledip başta aziz Türk milletinin Meclis’i olmak üzere, devletin pek çok sayıdaki kurumlarını bombalamışlardır.

Bu terör saldırısının toplum üzerinde bıraktığı travma, özellikle çocukların ve gençlerin yaşamları boyunca unutamayacakları etkileri nedeni ile kişiliklerinin gelişmesi anlamında zafiyet yaşamaları riski vardır.

Yaşadığım bir örneği paylaşmak istiyorum. 15 Temmuz gecesi çocukların da dâhil olduğu sosyal bir toplantıda, saat 23:00 sularında davetlilerden birisi “darbe olmuş, cuntacılar yönetime el koymuşlar” dediğinde herkes şok oldu. Kimse inanmak istemedi, herkes telefonundaki haber kaynaklarına sarıldı, kimse bir şey bilmiyordu, sağlıklı haberlere ulaşılamıyordu. Lokaldeki televizyon açıldı, izlemeye başladık, bizler panik havasında iken 6-9 yaş arasındaki torunlarımın ağladıklarını neden sonra fark ettik. Ekranlardaki askerleri gören torunlarımın, “ne oldu, savaş mı oldu” sorularını yanıtlamaya, anlatmaya çalışırken “darbe ne demek, cunta ne demek” sorularını yönelttiler. Onları da cevaplarken, çocuklara has peş peşe soruların geldiğini gördük, “televizyonda gördüklerimiz düşman askeri mi?”

“Hayır Türk askeri”

“Bunları Türk askeri mi yapıyor?”

“Evet”

“Yalan söylüyorsunuz, Türk askeri yapmaz, bunlar düşman askeri, savaş çıktı, düşman askeri geldi”.

Yanımdaki torunlarımı inandırmakta zorlanırken, İstanbul’daki torunlarımdan ses geldi, “İstanbul’da silahlar ve bombalar patlıyor, korkuyoruz”.

Bunlar olurken, bir taraftan da KUTSO olarak tepkimizi koymamız lazım geldiğini biliyordum, Meclis Başkanımız ile mutabık kalarak, hemen bir bildiri kaleme aldık: “HALKIN İRADESİ ve DEMOKRASİ DIŞINDA HİÇ BİR İRADEYİ TANIMAYIZ. DARBE ASLA KABUL EDİLEMEZ BİR SUÇTUR. SEÇİLMİŞ PARLAMENTONUN VE HÜKÜMETİMİZİN YANINDAYIZ. GÜN, DEMOKRASİYE SAHİP ÇIKMA GÜNÜDÜR.”

Saat 01:51’de tüm üyelerimize ve basına ulaşan bildiriyi yayınlarken, yanımdaki torunlarıma da okuttum, İstanbul’daki torunlarıma da gönderdim, ama tatmin olmadıklarını biliyordum. Zira, kafalarında “Türk askeri böyle yapmaz, bunlar olsa olsa düşman askeridir” inancı vardı.

Bunlarla uğraşırken bir de okulu ile yurt dışında lisan eğitiminde olan torunum aramaz mı, feryat figan, “neler oluyor” sorusuna cevap isterken, ailenin tüm fertleri perişan oluyorduk. Torunlarım bu korku ile gecenin üçüne kadar gözlerini kırpmadılar.

Bunları neden anlatıyorum? Minicik beyinlerinde, “Türk askeri böyle yapmaz” inancı var. Bu nedenle bunlar Türk askeri değil, terörist unsurlardır diyorum. Minik beyinler böyle düşünürken, yetişkinler de meydanları doldurarak en anlamlı şekilde tepki vererek kendilerini ifade ediyorlar.

Verilmiş sadakamız varmış, asil Türk milleti terör teşebbüsünü zamanında fark etti, teröristlerin kullandıkları silahlara karşı, elinde silah olmadan, sadece göğsünü siper ederek, yanında yer alan kahraman askerimiz ve polisimiz ile birlikte girdiği mücadelede verdiği 161 şehit pahasına teröristleri etkisiz hale getirip şanlı bir tarih yazarak, muhtemel benzer terör saldırılarının asla olamayacağını göstermişlerdir.

Terör saldırısı başarıya ulaşsaydı, ülkemizin ve insanlarımızın bir daha toparlanmayacak ölçüde felaket girdabına kapılması söz konusu olabilirdi. Allah korudu bizleri.

Bu olaydan çıkarılacak iki önemli ders daha var:

1- Sayın Cumhurbaşkanımız korkmadı, saklanmadı, kaçmadı, liderlik vasıflarını ortaya koyarak, halkına önce moral verdi, sonrasında meydanlara çıkarak ülkelerine nasıl sahip çıkacaklarını öğretti. Liderlik eğitimi, konferansı verenler için çok değerli bir model olduğu gibi, hepimiz bu modelin hayatımızda yer almasına özen göstermeliyiz.

2- Yasama, Yürütme ve Yargı’dan sonra dördüncü güç olduklarını kanıtlayan televizyonlar, önemli kamusal başarıya ortak olmuşlardır. Keşke hep böyle olsalar.

Yaşasın vatanını ve milletini seven demokrasi aşığı milletimiz, yaşasın kahraman askerimiz, polisimiz, yaşasın Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız, yaşasın milletinin emrinde ve hizmetinde olan tüm kamu görevlileri ve kurumlarımız.

Nafi Güral

Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası

Yönetim Kurulu Başkanı